Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Yöntembilim
 YöntemBilim Forumu | Yöntem Bilim | Yöntembilim  
Mesaj icon Konu: YBA 00 Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1303

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: YBA 00
    Gönderim Zamanı: 17-Temmuz-2019 Saat 17:58
YÖNTEMBİLİMİN ÇAĞRISI

Bilgi-bilim (Epistemoloji) alanında Yöntembilim (Metodoloji) konusundaki deneyimlerimin sonunda oluşan kavramsal tasarlama yaklaşımımı yayımlayıp bu yöntem ve usulün özünde bulunan görsel ve mantıksal düşünme metodiğini kamuya tanıtmak, tarihe yazılı bir belge bırakmak ve aynı zamanda bu yöntembilimsel analizi, günlük dilin eleştirisine yine “düz yazılı” text ile sunmak istedim.

İlk web sitelerimde, “YÖNTEMBİLİMİN ÇAĞRISI” başlıklı yazıda, “Yazılıp çizilenlerin, bitmiş “ürünler” ve sonuçlanmış kategorik “bilgiler” değil, oluşmakta ve gelişmekte olan “düşünme etkinliğim” olduğunu duyurmuştum. “Sizleri buraya davet etmekten amacım belirli bir inanç sunmak ya da içerikli bir bilgi vermek değil; düşünme modelime ve tefekkür tarzıma sizleri tanık etmektir. Böylece bilgi çağının imkanlarından yararlanarak monologumu diyaloga çevirmektir” diyerek yaklaşık onbeş yıldır bu şema dediğim tablolarımdaki RESİMLERLE örneklemek suretiyle analitik düzlemin mantıksal kullanımını tanıtmayı ve görsel düşünceyi öğretmeyi denedim.

Ancak bu güne kadar, düz yazılarımın meraklı ve gizemli içeriklerinin ötesinde ortak bilincimizin yansıması olan BİÇİM ve YÖNTEMİNE yeterli sayıda ciddi bir talep bulamadım. Fakat bu arada ömür geçti, vakit azaldı, davamı kitabın beyanına emanet etmek gereği doğdu.

Yetkin ve profesyonelce bir iddia olmasa da amatörce fakat ciddi bir dava olan bu “Yöntembilim çağrısı”nın sahibi, “akademik” bir felsefe eğitimi görmedi. Akademik bir ortamda hocalık yapamadı. Ancak entellektüel alanda “epistemik” sorunlarının derin tasasını duyumsamış birisi olarak “düşünmek ve konuşmak” için, , “elm”in sorumluluğunu taşımayı ve “insan” olmayı yeterli bulur.

İlm-i usul konusunda çözüm ve öneriler sunmaya hazırlanan kişinin, kuramsal anlamların soyut anlatımına alışması, kavramsal tasarımın kuru diline çalışması ve okurunun geri bildirimsizliğine yol açan anlaşılmamanın yalnızlığına katlanması gerekir. Bunların hepsini göze olarak sayılan bu gerekleri yerine getirdim. Çünkü yıllardır okuyucusuz yazmanın sesizliğine dayanarak ve geri bildirimsizliğin suskunluğuna katlanarak iltifata mazhar olmayan bir marifet edindim. Ancak bu arada siber internet uzayında bile yüzlercesi bulunan binlerce anlam çerçevelerimin, çözülmeye hazır yeteri kadar bir materyal ortaya çıktığını sanıyorum. Çivi yazısının okuyan beşerin bunlardaki mentaliteyi de çözeceğini biliyorum. Bu mesaiye harcanan süre ve davada gösterilen süreklilik, süre ve sürekliliğin yol açtığı NUFUZ, sanırım, metod konusunda haklı olarak beklenen AKADEMİK uzmanlığa bedeldir.

Diğer taraftan bilim insanı için verimli bir tefekkürün, sağlam düşünmenin ve sağlıklı düşünce kurmanın, özel bir yetenek ve kişisel birikimden daha çok; bilimden dine, gözlemden düşünmeye kadar bütün bilgi kaynaklarının hiç birini yadsımayan aksine onların hepsini bütünleyen yaklaşıma bağlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü usul kadar uslüb, akide kadar ahlak, akıl kadar tecrübe; ilim ve hakikatin inşasında amir ve amildir.

Yöntembilimsel analiz olarak sunulan bilgi ve kullanılan dil, zaman-mekan formatından zaman-mekan kadrosuna uzanıyor. Bu formatın biçimi ve şu kadronun kalıbı aklımızı “hudud”luyor, mantığımızı ve matematiğimizi “hadid”liyor .. metafiziğimizi “sedad”lıyor.

Russell’in lojiko-matematik gerçek dediği bu hadd-i hadid ve hudud YATAY beyn-i berzah’ımızı verir. Biz YBA ile berzaha ikincisini DİKEY olarak bağladık; Bu dikme Computer’in karşısında bulunan Metodik’in birlikte oluşturduğu kompüto-metodik.

İşte bu biçimleme enstrümanları ve tasarlama argümanları; yukarıda sayılan yanları birleştirmede, burada sıralanan akıl-tecrübe, akide-ahlak ve usul-uslüb yönlerini barıştırmada, bu birbirinden farklı alanları uzlaştırmada ortak bir ZEMİN sağlamaktadır.

Bu analitik düzlemin lojiko-matematik kullanımından öte hızlı anlam sürücü olanakları sağlayan ve kolay anlatım aygıta yetenekleri veren   zemine Yöntem Bilimsel Analiz (YBA) adını verdim.

Böylece düşün-me’yi koordine ve disipline edebilen BU anlam sürücüsünü BU'dur diye betimlemek ve düşün-ce’yi revize ve kontrol eden ŞU anlatım aygıtını, ŞU'dur diye tanımlamak kolay olmadı.. “bu” ve “şu” ile işaret edilen ANALİTİK DÜZLEM , BOŞ amma boşuna olmayan bir düşünme ve düşünce platformu haline geliyor. Bu boş platform, yararlı bir şekilde kullanılabilen bu (+) biçimindeki çizgi ifadesi ve şu ( .. ) iki nokta ibaresiyle ortaya çıkan ortak DİL, aklın görsel analiz aracı ve tümel mantığın düşünsel çözümleme makinesidir. Bu analitik düzlemin dili 1611 yılından beri MATEMATİK olarak kullanılıyordu.. bundan sonra METODİK olarak ta kullanılacak.

İlm-i usul konusunda kuşkulu SORU bilgi ve kesin YANIT inanç ikili bir KUTUB teşkil ederler.. aynen SAV ve KANIT gibi.. aynen KAPILI ve AÇIK gibi.. aynen KARANLIK ve AYDINLIK gibi…

Siz.. orada.. gerçeği ve öyküyü, anlamı ve anlatımı, görüntü ve gösteriyi, görüngüyü ve göstergeyi isterseniz bir araya getirebilirsiniz.. isterseniz karşı karşıya getirirsiniz.. isterseniz yan yana getirirsiniz... Dilerseniz var sayarsınız.. dilerseniz yok sanırsınız… Akli fikirli bilgisi ile nakli zikirli buyruğu tamamlayan çift-kanatlı (zülcenaheyn/bi-lateral) bu yaklaşım hem bilginin konusunu TEST etme imkanı verir.. hem buyruğun komutunu TEZ etme olanağı sağlar. İşte bu tez ve testin aynı platformda buluşabilmesinin gerekliliğine inanıyorum. Yoksa sadece aklı nazara alan bir mantık ve İLİM ya da sadece nakli niyet eden bir usul ve İMAN, geçmiş yanlılıkları yinelemeye ve eskimiş yarımlılıkları yenilemeye ve böylece ilerleten bir değişimin kapasını kapatacaktır.

Burada İMAN denince hemen teistların ve dindarların inancı akla gelebilir.. hayır ateistlerin ve deistlerin inancını kasd ediyorum.. Bilgi deyince bilimsel bilgilerin testini söz konusu ettiğim düşünülebilir.. hayır teistlerin ve doğmatiklerin ve septiklerin bilgisinin testini murad ediyorum.. Çünkü gerçekten sağlam ve sağlıklı olmayan bu inanç ve bilgilerdir. Çünkü tarafların birisi inanca diğeri bilgiye kapılarını kapamıştır. YBA ile her iki taraf.. bilim ve din.. bilim ve felsefe.. felsefe ve din.. ortak bir dil de bir araya gerecektir. Çünkü YBA bir dini ya da felsefe bir içerik sunmaz ancak etrafında toplanıp konuşabilecekleri bir “masa” verir onları.

Yöntembilimin ÇAĞRI’sını yaptık.. her çağrının bir de ağrısı ve acısı bulunur.. süreçleri ve ileçleri olur.. birazda bundan söz etmek isterim.

1990/91 yıllarında “Osman ZİYAOĞLU” ismiyle Saygıdeğer Ali KÖMÜRCÜ beyin yönettiği Araştırma dergisinde yöntembilime ilişkin bazı yazılarım, tablolarım ve denemelerimle yöntembilimsel analiz dediğim düşünME’yi görselleştiren ve düşünCE’yi çizgeleştiren yaklaşımın çekirdeği atıldı. 2000 yılında.. internetle tanıştı.. On üç yıldır da 2006 yılından beri de face'sin sosyal paylaşım ortamında yapılan çalışmalarla bu düşünme modelini tanıtmaya ve yaygınlık kazandırmaya çalıştım. Bu çalışmalarda kavramı noktaya, önermeyi çizgiye, tasarımı biçime ve anlatımı görmeye indirgeyen bir özgün metodun öğrenilmesi, kullanılması ve yararlanılması için gizemli ve meraklı yazılarla.. siyasi ve seksi içeriklerle.. insanbilime ve islambilime ait konulara ait binlerce tablolarla tanıtmak için on üç yıldır uğraştık.. nafile.. YBA öğrenmeye, kullanmaya, yayarlanmaya, yaygınlaştırmaya ve adanmaya bir TALİB bulamadık!

Evet, tüm bu reklam ve propagandalarıma karşın yöntembilimsel dilin “gar”ına kimseyi çekemedik.. 5 kişilik bir ashab-ı kehfi aradık durduk.. hala kendi magaramızda inlemeyi sürdürüyoruz. Bu yüzden yöntembilimsel analiz hep “ar” (harf) olarak arafta kaldı… Çünkü düz yazının söz ötesine ve anlamın berisine çağırıyoruz.

Her ne kadar düz yazının bu iki katmanını yani söz dizim biçimsel ilkelerini ve anlam bilimsel tasarım duvarını aşamasak bile düz yazı diziminde sözün el verdiği ve günlük bilginin düz yazı biliminin anlam sınırlarının geçit verdiği ölçüde bu özgün ve görsel metodu yine düz yazıya ve günlük dile emanet etmek bize gösterir ki YBA sözle betimle ya da kelimelerle anlatım yapan düz yazının SÖZ-DİZİM’i yerine geçemez. Fakat ona yardımcı olmak üzere, çok yönlü ve yanlı felsefi ve dini konularda, analitik düzlemin kartezyen eksenlerini kullanan özgün yöntemiyle, kavramsal tasarıma “görsellik” kazandırır.

Görsel amaçlarla analitik düzlemin kullanılması elbette yeni bir yaklaşım değil eskiden beri bilinen ve çoğunlukla uygulanan bir yöntemdir. Hatta bunun örneklerine defalarca rastlamışsınızdır. Mutlaka kendinizde birkaç kez onu uygulamış ve hatta uyguluyor olabilirsiniz. Ancak burada sunulan YBA, analitik düzlemin metodik kullanımı böyle yalın grafik bir şema ve sadece bir yol haritası değil de bir dil haline gelmeye aday görsel bir anlatımdır.

Yöntembilimsel Analizin mutfağı olan ANALİTİK DÜZLEM 1960 larda Tony BUZAN'ın ortaya çıkardığı ZİHİN HARİTALAMA'sından çok farklı ve hızlı bir anlam sürücü ve kolay bir anlatım aygıtı olan YENİ BİR DİL önerisidir. Bu YBAin bu tarz görsel, mantıksal ve metodik beyanı, günlük bilgide ve bilimsel dilde düz yazı yerine geçecek rakib bir dil değil, günlük dil ve bilimsel anlatımın üstündeki çok yönlü ve yanlı konular ve alanlar olan insan ve hakikat konuşmasında.. dil ve din çıkarımında ve felsefe çözümlemelerinde düz yazı yerine ikame edilmesi düşünülen bir hikmettir.

Bu özgün dil, bilim yapabilmek için icat edilen matematik gibi felsefe için kullanılması düşünülen içeriksiz bir tür matematik ve bir çeşit biçimsel mantıktır. Bu dil ve yaklaşımın yaşam öykümde “saklı” tarih olarak kalmaması için, konunun kitapla korunması gerektiğini düşündüm. Bu eser meydana geldi.


Bu yapıt iki kısımdan ibarettir. Birincisi KURAM kısmı, ikincisi UYGULAMA kısmı. Uygulama bölümü kuramın işletildiği ve kullanıldığı örnek anlam çerçevelerini içerir. Bu kısım dilbilim konusuna ağırlık verilmiş sınırlı sayıda tablolar ve bunlara ilişkin düz yazılardan ibaret uygulama örnekleri bölümüdür. YBA öğretmeye kalkmaz.. sadece kullanım örneklerini verir.

Eserin KURAM bölümünde, yöntembilimsel analiz anlatımı formüle edilerek profesyonellerin inceleme ve eleştirilerine sunulmuştur. UYGULAMA bölümde ise her bir sahife (analitik düzlem) bir tablo haline getirilmiş ve bir kavramı anlam çevresiyle bütünleyen ya da bir konunun çeşitli yanlarını tümleniş bir levha halinde sergilenmiştir.

UYGULAMA bölümündeki tablo ve resimlerdeki anlam çerçeveleriyle bir “KONU”nun muhtelif yönleri ve yanları entegre edilerek terimlerle kavramsal bir tasarım çizilmekte ve kavramlarla da anlamsal bir kurgulama gösterilmektir. Aslında bu tasarım ve kurgulamalar yöntembilimsel analizle yapılan yükleme ve yargılama örnekleridir. Bu levha / tabloya ilişkin düşüncelerde birkaç sahife düz yazıyla açıklanarak anlatılmaktadır. Böylece “düşün-ce” nin hatt’larla / ÇİZGİLERLE örüldüğü, düşün-me”nin hadd’larle / UÇLARLA kurulduğu görülecektir. Bu ikinci uygulama bölümü ile soyut olan birinci kuram bölümü örneklendirilmiş olacaktır.


Çağrının ağrısı varsa ağrının da bir garı vardır.. bu mağrayı buraya bir NOT olarak ekliyorum.


Bu yazılı metnin esası yaklaşık on beş sene önce yazıldı ve yaklaşık 60 internet arkadaşıma gönderildi.. son beş yıldan sürekli revize ettiğim bundan önceki metni de beri yakınlarım ve yakın YBA talibi arkadaşlarım ve konuya ilgi duyan entelektüel kimselere gönderildi. Onbeş sene önceki ilk paylaşımımda internetteki arkadaşlarımdan sadece iki İsmet GEDİK, Turan ERDAL ve bir de Mustafa EVERDİ geri dönüş yaptı.. bu çalışma, 2011 sonbaharında Ankara’da yapılan bir toplantı vesilesiyle, gözden geçirilerek yayımlama kararı alınmıştı. Bu yayımla geçen zaman içerisinde görüşlerimizin nasıl değiştiğini ve geliştiğini, nelerin düzeltildiğini, nelerin çıkarıldığını nelerin eklendiğini görmek imkanı da bulduk. Ve en önemlisi, ilk çalışmada gayet kapalı ve çok belirsiz olan yöntembilimsel analizin dört konseptini açık ve seçik olarak tespit edebildik. Bu çalışmada açıkladık.. Belki bu revize ile biraz daha bariz ve beyyin haline getirebiliriz.

Hesabî (ADEDİ) remz-i rakamın SÜREKSİZ (GAYR-I İMTİDADİ) tadadı ile hendesî (KEMMİ) vasf-ı hattın SÜREKLİ imtidadı arasında muayyen dönüşümün vasıtası olan riyaziyat (MATEMATİK) Kartezyon koordinatlar olarak DESCARTES’in bir keşfidir.. 1611 yılında bir rüya ve dalıncında bütün ilimlerin anahtarı olarak kendisine öğretmişler. İşte bu ANALİTİK DÜZLEMİN şu “matematiksel” kullanılmasıyla.. ilmi hendesi (Geometri) ince bir mantıki oyun olmaktan çıkıp, madde ve enerjiyi değiştirip dönüştürmede duyarlı bir alet haline geldi. Sanılır ki analitik geometri, geometrinin konularından biridir, oysa değil, çünkü onun bir tarafı da aritmetik ve cebirdir. Hatta çağdaş bilgisayar ve internete kullanımı ile harikalar ortaya koyan, örneğin bir ekran koruyucu olarak kullanılan AKVARYUM programları, bir sihirbaz makinesi haline geldiğinden.. analitik düzlem artık bizim beynimizin devamı haline geldi.

Böyle bir tarafı hesab / aritmetik ve öbür tarafı hendese /geometriden oluşan MATEMATİK analiz, FKB ilimlerinde mizan ve veznin (ölçü ve tartının) öneminin anlaşılmasından sonra, bilimlerin ilerlemesinde ve gelişmesinde ikinci aşama olmuştur ve bu nedenle analitik geometriyi bulan Descartes, modern felsefenin olduğu kadar çağdaş bilimin de başlatıcısı sayılmıştır. Böylece matematik analizin yapıldığı analitik düzlem ve koordinatlar BİLİM için vazgeçilmez bir taban oluşturmuştur. B. Russell bu matematik tabana, logical (mantıksal) temeli de katarak Lojiko-Matematik Gerçek adını vermiştir.

ÖZETLE sayı ile ölçülebilir, çizgi ile belirlenebilir ve fıtri mekan idrakine dayanan fakat soyut ve YAPAY olan bu ara yüz bundan dört yüz yıl önce 17 nci yüzyılın başında Descartes’in eliyle yatay ve dikey “kartezyen koordinatlar” bilime hediye edilmiştir, edilmesine amma KARTEZYEN düşün-me, soyut ve varsayımsal bir araç iken işin özünden uzak kullanıcılar için gerçeğin aynası olmaktan çıkıp.. örneğin çağımızda sanal gerçeklik ya da artırılmış gerçeklik olarak, hakikatin kendisi “gibi” yani hakikatımsı haline getirilildiğin ve daha da ileri gidilebileceğin unutmayın.. bu durumda beyin ve uzantısı , aklın, kalbin ve insanın yerine geçmeye çalışmaktadır. İşte bu yolculuk on yedicin yüzyılın başında başladı ve üstüne üstlük Kant’ın numen ve fenomen ayırımını unutan ve FENOMEN’i dinin yerine ikame edilince ve yeni din olarak kendini tanımlayan A. COMTE’un ortaya attığı   pozitivist mentaliteyi doğurmuş ve bu pozitivist zihniyette usulü, iman yerine ikame eden Hegel’in idealist diyaklektiğini tersine çevirince Marks’ın materyalist dilini doğurmuştur.

Marks’ın elinde bir dil, bir eleştiri ve bir bilim olan yöntem, izleyicilerince SOL bir yol ve dinleşmiş İDEOLOJİ haline getirilince, bu da karşıtını hemen doğurmuştur: SAĞ ideoloji. Nitekim bu gün sol sadece tersine çevrilmiş alman idealizmine değil Fransız sosyalizmi ile İngiliz ekonomi politiğine dayanır, dünyanın açıklaması kadar onun bir çözümü dahi olur. Bu sefer paylaşılmayan DÜNYA’da.. karşıt uçta imanı usul yerine ikame eden, kalbi aklın yerine koyan SAĞ yol ve ideolojileştirilmiş DİN ortaya çıkar. Bakalım bu ikisinin sentezinden ortaya ne çıkacak.. çağdaş dinler mi yoksa dinin çağdaşlaştırılması mı ?

Umuyorum ki bilim gibi hukukunda dinden ayrılarak dini asıl konumu olan dünyaya alet edilmemiş yüksek bir ahlak olarak ortaya çıkaracaktır. Çünkü eski sol ve yeni sağ.. her ikisi de, yani usulsüz iman ile imansız usul, gözü olmayan sağırlar, kulağı olmayan körler gibi birbiriyle çatışıyor. Oysa Kant tarafından bu ikisinin yani ilim ve iradenin farklılığı anlatılmış, mantuk ( teorik akıl) ve meşietin (pratik akıl) ayrılığı açıklanmış ve şuhud (görecel alan)ve gaybın (salt alan) sınırları belgelenmiş.. ilim ve imanı birleştiren usul olarak Transandantal Çözümleme kurulmuştu. Bu yöntemden uzaklaşan.. sistemini aklın sorgulamasından DİL ve DİN , zamanın değişim ve gelişim gücüne karşı dayanaksızdır. Keza kökenini kalbin eleştirisiden uzak tutan BİLİM ve FELSEFE de.. insanın ve toplumun evrensel gereksinimine duyarsızdır.

Bu yüzden bir zaman iş gören fenni ve dini bir çözüm, bir zaman sonra en birinci sorun haline gelir. Nitekim bu gün kartezyen düşünce bu hale gelmiştir.. dil ve düşünce alanı zaten aracılık yapan bir dolayımdır ve bu vesilenin gözüne analitik düzlemin lojiko-matematik berzahları gerilince ve eline görsel ve işitsel dünyanın gücü verilince nefsin esrik tatlarla uyutulması zor olmuyor; görüne ve gürüne öz-deşlik ve öz-gürlük kuruntusu takılınca ENE (Ego, ben) denilen gözün düş denilen görün tuzaklarına düş’mesi daha kolay hale geliyor. Dil de düş perdesiyle insanla oynuyor. Buna rağmen biz yine de onu YBA ile, analitik düzlemin görsel, mantıksal ve metodik inceliklerini öğrenmek ve öğretmek istiyoruz.. çünkü düşmanını tanımazsan onu yenemezsin.


OSMANZİYA             KONAK İZMİR 17.07.2019                                                                                    







Düzenleyen osmanziya - 18-Temmuz-2019 Saat 07:02
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk