|
Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta | |
![]() |
Aktif Kullanıcılar Aktif Konular Üye Listesi Takvim Arama Skins |
| Din | |
|
| |
|
| Yazar | Mesaj |
|
osmanziya
Kıdemli Üye
Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010 Gönderilenler: 5315 ![]() Hak Puan : 5 Kidem : 6 OrtalamaHak : % 50 Irtibar :2 |
![]() Konu: din uzerineGönderim Zamanı: 11-Ağustos-2026 Saat 00:58 |
|
"Bir Epistemoloji Özneyi ve İbn Arabî'yi Nasıl Bloke Etti"
Açık ve seçik bir değil.. fakat cümlenin yazılışından da kaynaklanabilir. "Epistemoloji (Bilgi Kuramı) İbni Arabi'yi ve onun özne kuramını nasıl geçersiz kıldı! şeklinde olursa biraz daha anlaşılır hale gelir. Bu yargıya bende başka bir yönden katılıyorum.. özel olarak epistemloji genel olarak felsefe ve ontoloji ve aksiyomatik.. "KİMSE" kavramını bloke etti.. ÖZNE nesne ve kimseden oluşuyor.. daha doğrusu özne'nin nesne yükü ve kimse yolcusu taşıyan bir AT'ı bulunur ve TAŞIYICI hem AR (harf) hem AD (isim) taşır ve fakat bunun farkında olmaz.. dinler bu farkındalığı ortaya çıkarmak içindir. 0smanziya Hayati ESEN kardeşim dedi: Bir Epistemoloji Özneyi ve İbn Arabî'yi Nasıl Bloke Etti İslam'ın hâkim epistemolojisinde bir önermenin bağlayıcı bilgi sayılması, onun doğru olup olmamasıyla belirlenmez. Bir önerme pekâlâ doğru olabilir ve yine de hiçbir zaman bilgi mertebesine çıkamaz. Belirleyici olan, o bilginin tek bir otoriteyle — nakil ile — kurduğu ilişkidir. Bir bilgi ancak nassa bağlanabildiği, ona indirgenip onunla uyumu gösterilebildiği ölçüde geçerlilik kazanır. Bu tek merkezli yapı, zamanla hem beşerî hem keşfî bilgiyi kısırlaştıran, düşünceyi kendi ekseninde donduran bir çerçeveye dönüştü. Bu yazının konusu, o çerçevenin İbn Arabî gibi bir imkânı nasıl daha baştan bloke ettiğidir. Yaygın kanının aksine, bu epistemoloji beşerî bilgiyi yasaklamaz. Akla ve tecrübeye dayanan bilgiler — tıp, astronomi, matematik, dünyanın küreselliği — reddedilmez; İslam ilim geleneği bunları üretmiş ve işletmiştir. Reddedilen şey bilginin kendisi değil, onun bağımsız bir otorite olmasıdır. Beşerî bilgiye kapı açıktır, ama tek bir şartla: nassın çatısı altına girmesi, ona tâbi olması, onu asla aşmaması. Bir bilgin dünyanın küresel olduğunu reddetmez; onu nassla çelişmediğini, hatta onu doğruladığını göstererek meşrulaştırır. Beşerî bilgi burada kendini kanıtlamaz, uyumunu kanıtlar. Bu, ilk bakışta bir hoşgörü gibi görünür; oysa asıl kısıtlama tam buradadır. Çünkü yalnızca doğrulamaya izin verilen bir bilgi, hiçbir zaman özerk bir keşif kaynağı olamaz. Verili otoriteyi teyit edebilir, ama onu sarsamaz, aşamaz, yeniden kuramaz. Rolü onaylamaktır, bulmak değil. Bilginin doğruluğu değil, nassa itaati esas alındığında, hakikat arayışı baştan bir sınırla kapatılır: cevap sorudan önce gelir. Aklın işi, verili olanı yeniden keşfetmek değil, verili olana uygunluğunu ispat etmektir. Bir epistemolojinin düşünceyi dondurması tam da budur — ölçütün önceden ve kesin olarak sabitlenmesi, hiçbir yeni bilginin verili olanı devirememesi. Beşerî akıl burada hep hizmetkâr kalır, asla hükümran olmaz. Bu noktada yaygın bir meşrulaştırma anlatısını da çözmek gerekir. Sıklıkla şöyle denir: din, keyfîliğe ve herkesin kendi sezgisini hakikat ilan etmesine kapıyı kapatmak için kişisel tecrübeyi dışlamış, onun yerine aklı ve rasyonaliteyi koymuştur; böylece hurafenin ve uydurmanın önü alınmıştır. Bu anlatı, dışlamayı akılcı ve düzenleyici bir kazanç olarak sunar. Oysa buradaki "akıl", anlatının ima ettiği özerk akıl değildir. Bu epistemolojide aklın nastan bağımsız hiçbir yetkisi yoktur: bir hakikat keşfetmez, bir hüküm kuramaz, nassı sınayamaz; yalnızca nassı anlamaya ve ona uygunluğu göstermeye izinlidir. Dolayısıyla "tecrübenin yerine akıl kondu" ifadesi yanıltıcıdır. Gerçekte olan, tecrübenin özerkliğinin alınıp yerine özerk bir aklın konması değil; hem tecrübenin hem de aklın bağımsız otoritesinin alınıp aynı tek merkeze bağlanmasıdır. Akıl, tecrübenin yerini alan özgür bir merci değil, nassın hizmetine verilmiş bir araçtır. Bu ayrımın gözden kaçması, dışlamayı olduğundan farklı gösterir. Bir yapının gerçekten akılcı sayılabilmesi, aklın verili otoriteyi de sınayabilmesini gerektirir; sınanamayan bir otoritenin önünde akıl, olsa olsa bir uygunluk denetçisidir. Bu sistemde akıl sınayan değil sınanan, hükmeden değil hükme uygunluğunu gösteren taraftır. Bu yüzden "hurafe akılla engellendi" iddiası, aklın bağımsızca iş gördüğü bir yapıyı değil, aklın da tıpkı tecrübe gibi tek bir otoriteye bağlandığı bir yapıyı tarif eder. Kişisel tecrübeyi kapsam dışı bırakan şey aklın kendisi değildir; akıl da, tecrübe de aynı merkeze tâbi kılınmıştır. Bu yapının böyle işlemesi zorunludur, çünkü nassın otorite tekelini korumak üzerine kuruludur. Nassın yanında ya da üstünde durabilecek her bilgi kaynağı, bu tekele bir tehdittir ve dışarıda tutulmalıdır. Keşfi tehlikeli kılan da tam bu özerkliğidir. Keşf, dışarıdaki metne değil, öznenin kendi idrakine dayandığı için, potansiyel olarak nassın yanında duran bir başka otorite demekti. İbn Arabî bunu açıkça iddia etti: keşf, nakilden bile üstün bir yakîn kaynağıdır. Bu, hâkim epistemoloji için bir hakikat önerisi değil, doğrudan bir rakip ilkeydi. Onun bloke edilmesi, zayıf olduğu için değil, tersine, verili otoriteye alternatif bir bilme yolu açtığı içindi. Sistem onu reddederken bir yanlışı değil, bir rakibi bertaraf ediyordu. İbn Arabî keşfi bilginin en üstün biçimi sayarken, hâkim çerçeve aynı şeyi bir öznenin kişisel yaşantısı olarak görüyor ve bağlayıcılık bakımından en alt sıraya yerleştiriyordu. Bu uyuşmazlık bir rastlantı değil, yapının işleyişinden doğan bir sonuçtu. İbn Arabî'nin ortaya koyduğu imkân, yanlış bulunduğu için değil, epistemolojinin onu yerleştirebileceği bir kategoriye sahip olmadığı için geçersiz kaldı. Bu bakımdan dışarıda bırakılan şey, tek bir düşünürün görüşünden çok, geleneğin kendini içeriden dönüştürebilme kapasitesiydi. Bu yapının ne kaybettiği, ancak tersi bir bahisle kıyaslandığında görülür. Modern düşünce, tam da bu epistemolojinin reddettiği adımı attı: beşerî tecrübeyi bilginin tâbi unsuru olmaktan çıkarıp temeli yaptı, ve daha önemlisi, ölçütün kendisini tartışmaya açtı. Orada bilgi, dışarıdaki sabit bir metne uygunluğuyla değil, sınanarak, gerektiğinde verili olanı devirerek ilerledi. Bilginin canlılığı, ölçütün revize edilebilir olmasından geliyordu. Naklî epistemoloji ise ölçütü ebediyen sabitlediği için, yeniliğe değil yalnızca tekrara ve teyide yer açtı. Canlı bir bilgi ile dondurulmuş bir bilgi arasındaki fark buydu. İbn Arabî, öznenin kendi tecrübesine dayanan özerk bir bilgi imkânına en çok yaklaşan isimdi; ve o imkân, tam da özerk olduğu için kapatıldı. Keşf, ilke olarak geleneği içeriden yenileyebilecek bir bilgi kaynağıydı. Ancak otoritesini tek bir merkezde toplayan bir epistemoloji için, böyle bir kaynak bir yenilenme imkânı olarak değil, sınırlanması gereken bir rakip olarak görünür. İbn Arabî'nin durumu da bu çerçevede anlaşılır hale gelir: onun dışlanması, görüşlerinin yanlışlığından değil, sistemin kendisini sorgulayabilecek bilme biçimlerini baştan kapsam dışı bırakmasından kaynaklanıyordu. Böyle bir yapıda düşünsel durağanlık bir arıza değil, olağan işleyişin bir sonucudur. Hayati ESEN dedim ki: Kişi ilme başladığından önce dır-dır yapar.. yani dırlı ve değilli.. olurlu olmazlı.. isim tümcelerinmden yararlanır.. geniş zaman kipi kullanır. Oysa günlük dilin düz yazısı ve onun mantığı bizim günlük işlerimizi götürür. Bu yüzden uygarlık Aristonun KUTBİ şekli mantığı üstünde BİLİMSEL BİLGİ'nin dili olan olaylara uygulanabilecek NİSBİ matematiği çıkarmıştır. Ancak bizim günlük dilin ve bilimsel bilginin cüz'i ve baz'i alanlarının üstünde külli ve câmi metafizik ve parapsik alanlarda bulunur. Bu yüzden bu çok yönlü konuları ve yanlı alanları bulunan felsefi ve dini katmanlarda yeni bir dile ve yeni bir yönteme ve yeni bir tekniğe ihtiyacımız söz konusu olmuştur.. örneğin verdiğim böyle Yöntem Bilimsel analiz çalışması yapabilmek için yeni bir mentaliteye gereksinim bulunuyor. osmanziya Saygılarımla
Kişilerde değil kurumlarda yanlışlık bulunuyor.. parti ve şirketlerin yetersizliğinden kaynaklanıyor.. şirketleri peşinde sürükleyen TEKNOLOJİ.. partileri kendine hizmetkar eden İDEOLOJİ.. insanı giderek doğaya YABANCILIŞTIRIYORSA.. insanı giderek insandan UZAKLAŞTIRIYORSA.. böylece insan YALNIZ kalıyorsa her ikisine kolaylıkla yem olur. Buna mümasil olarak resmi filoloji ve teoloji.. sivil filozofi ve teozofinin etkisinde insanları taklide açık hale getiriyor. 0Z0
Düzenleyen osmanziya - 11-Ağustos-2026 Saat 01:11 |
|
|
usul esasa mukaddemdir
|
|
|
|
|
||
Forum Atla |
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |
|