Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

RNK ve RNT

Nereden Yazdırıldığı: YöntemBilim Forumu
Kategori: Diğer
Forum Adı: Din
Forum Tanımlaması: Diğer Paylaşımlarınız
URL: http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=3111
Tarih: 23-Ekim-2026 Saat 01:24
Program Versiyonu: Web Wiz Forums 8.03 - http://www.webwizforums.com


Konu: RNK ve RNT
Mesajı Yazan: osmanziya
Konu: RNK ve RNT
Mesaj Tarihi: 01-Ekim-2026 Saat 00:08

Nihayet bu gün 12.10.2026 14:03 yazının tamamını düzelttim ve düzenledim.. 30 idi 40 oldu.. sonra 50 oldu.. düzeltirken de ister istemez paragraflar arasında boşlukları doldurmaya çalıştım.. ancak burada yazının güzel ve iyi yani KENDİNE çıkarlı ve BAŞKASINA yararlı olması değil.. bulanabildiğince GERÇEK olabildiğince DOĞRU olması da gerekiyor ki bu da kolay değildir. Çünkü gerçek ve doğruyu aramak ve bulmak imtihan ve sınav.. güzeli ve iyiyi olmak ve oldurmak musabaka ve yarıştır.
Bu bakımdan okuduğumuz yazılarda anladıklarımı ELEŞTİRMEK ve anlamadıklarımız SORMAK iki taraf içinde bir kazançtır. Bu bakımdan dualarınızla birlikte eleştiri ve sorularınızı da beklerim.
Osmanziya





https://yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=3111

RNK ve RNT ile
DÜNYANIN SORUNLARINA ÇÖZÜMLER
Konu İÇİNDEKİLER sahife 01
01 Tevihidin Yeni Şekli 02
02 İman’ın ve İmam’ın Birbirinden Ayrılması 09
03 Halifei Arzın Ortaya Çıkması 15
04 Medresetüzzehra Gayesi 19
05 İman ve Usul Birlikteliği 26
06 Din İbadetten İbaret Değildir 23
07 Sabıkun Öncü ve Orta yolu 38
08 BOP’a nasıl HOP diyebiliriz 44
09 Gereksinim ve Arayış 47
10 YEDİ KAT 52



01 TEVHİDİN YENİ ŞEKLİ
Risale-i Nur Külliyatı (RNK) İmamı Nursî’nin Eski Said döneminde yazdığı    Muhakemat, Münazarat ve Hakikat Çekirdekleri gibi eserler ve Yeni Said döneminde telif ettiği Sıracunnur ve Zülfikar gibi çeşitli telifler İmamı Nursî’nin Üçüncü Said döneminde birbiri içinde yer alan MADDİ NUR (Lem’a ve Şua) ve MANEVİ NUR (Söz ve Mektub) olarak dört MECMUA olarak toplanmıştı.

Bu dört mecmua şunlardır:
SÖZLER, Sözlerin içinde
MEKTUBAT, Mektubat’ın içinde
LEM’ALAR, Lem’alar’ın içinde
ŞUALAR halinde yayımlanmıştır.

Şualar ise 1.ci   şua değil 2 şua ile başlar.. 1.cu şua ise Mecmuanın sonuna yerleştirilmiştir. Şualar kitabı 15 Şuadan ibarettir.
ŞUALAR mecmuası İkinci Şua’nın GAİBANE (tevhid) bahsi ve HAZIRANE 3.şua (münacat) ile başlar.. sonuncu ise 15.ci Şua’nın iki makamlı ELHÜCCETÜZZEHRA yani Fatiha-i Şerife ve Tahiyyat-ı mübareke tefsiriyle biter.

Risale-i Nurun esas konusu İman ve Kur’an ve İslam olarak “İKİ’dir.
İman İ’si
Kur’an K’si
İslam İ’si

Biri teorik diğeri pratik iki “İ”arasındaki “K” nın diri ve canlı olduğunu.. gösterir. Görmek istemeyenlere bütün şeytan ve avukatlarını toplayarak Risale-i Nurun külli bürhanlı ve nur hüccetli dörtlüsüne gitmelerini salık veririm.   
Nur Risaleleri NAMAZ'a dairdir.. SALAT'a ilişkindir.. hep SIRA hakikat etrafinda doner ve İmamı Nursî'nin Namaz ve içindeki KUR'AN'dan başka bir şeyi de yoktur. Bu ikisi ise yani namaz ve Kur’an IMAN olmadan olmaz. İman ve Kur’an ise NAMAZ çekirdeğinden İSLAM’ı çıkarır.

IMAN ise
manevi NUR;
kelam SÖZ ve kalem MEKTUB..
maddi NUR;
ilim ve ZİYA.. lem'a ve ŞUA..
ile inşa edilir.

Risale kah namazin hakikatindan bahseder.. imami mubin gerçeğine goturur.. kah namazdan gerçeklerinden bahseder kitabı mubin hakikatine getirir.. kah kainatın nizamının mizanını mevzu eder ahseni takvime goturur..kah insan mizanının nizam konusunu ahseni amel olarak sunneti seniyeye getirir... Neye gotururse gotursun.. neye getirirse getirsin sonuç hep tevhiddir.. vahidiyettir.. ehadiyettir.. 2.sua EHADIYET’i şahsiyet derecesinde örer.. görebilirsen..


TEVHİD BAHSİ Sıracunnur kitabında ayrıntılı olarak anlatılmış ve bu ikinci şuada özet olarak verilmiş ve bu konunun nasıl okunacağı da “Bu risalenin kıymetini anlamak istersen, başta bulunan İkinci ve Üçüncü Meyve'yi ve âhirdeki Hâtime'yi ve Hâtime'den iki sahife evvelki Mesele'yi evvelce dikkatle okuduktan sonra tamamını teennî ile mütalâa eyle.” Denilmiş.

Tevhid dört şekilde sağlanır:
TEİZM
Kitabları indiren ve nebileri gönderilen TANRI birdir.
Deizm
Semavî kitablar ve İlahî nebiler TANRI’ya perde olur.
PANTEİZM
Lâ mevcude illa hû.. kainat TANRI’dır.
PANENTEİZM
Lâ meşhude illa hû.. insan TANRI’dır.

Yaratan Tanrı’ya iman olan tevhid ve vahdetten dışarı afaka   çıkılırsa ATEZİM’le (Tanrı tanımazlık)   kesre ve kılle ille sagire ve kebire perdesine bürünülür. Böylece afaki tefekkür kesrete gider ve vahdet setredilir.

Kesrette kontra ve anti ile dualite ve parite her şekliyle ortaya çıkar ve bunlarla da bilim olanağı ve hukuk yapma olasılığı doğar.

Demek istiyorum ki “vahdet” konusunu Tanrı tanırlık ve tanımazlık masasına getirirsek ve konuşmamız kainata ilişkin olursa küfür sayılır ve insana ilişkin anlatimlar şirke döner..

İmamı Nursî der ki “İzzet ve Azamet ister ki esbab perdedarı desti kudret ola aklın nazarında, tevhid ve celal ister ki esbab ellerini çeksin tesiri hakikiden.” diyor.


Bu da bizden ciheti İMKAN ile ciheti VUCUBu..

mana-yı HARFÎ ve mana-yı İSMİ’yi..

vechi velayet ile vechi risaleti ile daire-i ubudiyet ve daire-i rububiyeti

birbirinden ayırabilmemizi bekler.

İmamı Nursî’i Esma-i Sittesi olan Ferdun Hayyun Kayyım Hakemün Adlün Kuddüs isimlerinin YEDİNCİsine İkinci Şua da ( “Allahü Ehad”, İsm-i Âzamına dair yedinci nükte-i âzam; ve altı ism-i âzamın altı nüktesinin yedincisi” ) Demiştir.

İşte bu EHADİYET, herkesi kendisinde kendi tevhidinde bırakıyor.. bununla beraber VAHDANİYET’i ve birliği sağlamayı insan ve islamın bir arada bulanabilmesi başarısı olarak görüyoruz. Çünkü kendi imanına ve ehadiyetine saygısı olan, başkasının inancına ve ehadiyetine de saygı gösterir.

Peki bunu başarabilmişmiyiz ?

Müslümanlar olan Yahudiler ile yeni Müslümanlar olan Hristiyanların birbirlerini katl etmelerine.. en yeni Müslümanların da buna dahil olmalarina bakarsak.. 3000 bin yildir suren dinler arasi savaşin ardinda dini degerlerin ekonomik ve politik çıkarlarına paravana ve paratoner edilmesini goruruz.

İnsanların sultanlarin ve başkanlarının birbirlerini öldurmelerinin ve İslamların reislerinin ve imamlarının.. 3000 yıldır haçlı ve cihad savaşlarıyla birbirlerini "şehiď" etmelerine bakarsak.. halka BIRLIĞINI ve VAHDET in devlet zorlamasi ve kiliç dayatmasi dışinda benimsetilmemış oldugu anlaşiliyor. Bu da işin kulturel ve sosyal bir konu degil ekonomik ve politik bir sorun oldugunu kanitlar.

Demek ki konunun aydinlatilabilmesi ve sorunun ćözulebilmesi için

insanlarin başkaligi.. başatlıgi ve bireyselliğinin başkanlarindan tefriki

İslamların sorumlulugu.. yukumlulugu ve imanlarının imamlarından ayırabilmesi gerekiyor.


Peki bu ne anlama geliyor ?   

02 İMAN’ın VE İMAM’ın BİRBİRİNDEN AYRILMASI

“Ve lâ tedu’ meallahü ilahen aher. La ilahe illa hu. Külli şeyun helikun illa vecheh. Lehülhükmü ve ileyhi turceun.” Kasas 88

İnsanlar bir Hoca ve Yazara bağlanarak.. Nurcu.. Süleymancı.. Işıkçı.. (teoloji) Nakşî.. Kadirî.. ve diğer fenafişşeyh.. fenafirrasul.. fenafillah.. esasına dayanan Tarikatçı (teozofi) .. meslek ve meşrebler fark etmez.. eserlerini okuduklarında İMAM’ını her şeyi bilir olarak görürler. Çünkü her işte olduğu gibi bu iman işinde dahi böyle bir taklid ve emeklemekle ile işe başlanması bir BABA adam bulması gayet normal ve doğaldır. Fakat okuyup.. öğrenip.. düşünüp ve anlayip gelişince.. insan iman’ını imam’ından ayırır.. hocası ve şeyhi gibi düşünmeyi bırakır.. objektif ya da kendine göre düşünerek, yoluna devam eder. İnsan gözünde büyüttüğü Hocasinin hiç te az olmayan yanlışlarını görür hale gelir.

Göremiyorsanız.. gelişmemiş ve ona bağli ve bağımlı halde kalmişsiniz demektir. Bir süre sonra kişi kendini geliştirmezse Hoca’yı Rasulullah ve kitabı Kelamullah gibi görmeye başlıyor. Her ne kadar aklı imamının sözünde ve imanı da imamın cebinde bulunan MUKALLLİDLER bunları görmese ve beni de cehalet ve kibir ile suçlasa da eğer bizzat okuduğun kitab ve anladığın ve bağlandığın eser ile ilminde ve imanında bir gelişme tenevvür ve aydınlanma yaşattıysa bunun böyle olduğunu anlarsın. Çünkü İNSAN dilinden ve dininden ve kültüründen büyüktür. Öyle olmasaydı yeni diller.. yeni dinler ve yeni kültürler ortaya çıkmazdı.

Vechi RİSALET Halk VELAYET Vechi
Kesret VE Kıllet
CENABI Vahidiyet VE Ehadiyet CENABI

(Entüm) Ente-HÜVE-Ene (nâ) NAHNÜ

CİHETİ Vucub VE İmkan CİHET
Talk VE Terk
Dairei RUBUBİYET Hakk UBUDİYET Dairei


Kainat hakkında batı kültürünün 300 yıldır edindiği YENİ ilimlerden habersizler.. insanın kendi kendine edineceği İRFANDAN yoksunlar.. insan hakkında doğu kültürünün edindiği 3000 yıllık KADİM bilgilerden gafil kimseler.. bizim gençlik zamanlarının insanları.. Biz garipler Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte doğudan ve batıdan arta kalan bu KALINTILAR içinde bulduk kendimizi. Kadim ve çağdaş bilgilerden yoksun olarak bulduk kendimiz.

Oysa insanlar 300 yıldır batıda MATEMATİK tabanlı FKB kainat ilimleri (Fizik Kimya Bioloji) ve MANTIK tabanlı PSL insan ilimleri (Psikloji, Sosyoloji, Linguistik) ile durmadan yeni ve özgün bilgiler ediniyorlardı.. edilen bu bilgiler ile düşünceleri değişiyor.. düşüncelerle birlikte yaşantı ve davranışları.. teknolojileri ve ideolojileri değişiyor.. bu değişimle de değerleri ve inançları değişiyordu.. sanki bütün bunlarda imanı gölgeliyor ve ahlakı silikleştiriyor ve hukuku zayıflatıyor hatta insanlığı dibe batırıyor “gibi” GÖRÜNÜYORDU.


Buna karşın    doğuda din ilimleri ise bütün bu değişimlerin karşısında yenilemelere düşman ve gelişmelere yabani.. SANKİ değişmezliği yineliyor ve sürekliliği yeniliyor ve kendini savunuyor “gibi” GORUNUYORDU.

Aslından insanlar GEBE kalıyorlar.. kültürleniyorlar.. kültürlüyorlar ve kültürleşiyorlardı..

BATI onlar.. HAKİKATLI ve güçlü görünüyordu
DOĞU bizler de.. HAKLI ve fakat zayıf görünüyorduk.

Bu üç bin (3000) senedir süren fen ve din savaşının son üç yüz (300) yılında edinilen kuvvetle üç (3) senedir KATLİAM’ını sürdüren GDD, bilimi ve kuvveti ve dünyayı ele geçirmiş.. solu ve ateizmi kullanarak   sağa ve teizme karşı üç bin yıldır süren savaş..   KÜRESEL EFENDİLERİN   galibiyetiyle sonuçlanmış “gaba” molekülü işini başarmış GÖRÜNÜYOR. Anlatımım çok kaba.. amma siz onun incesini de anlarsınız.

Bu görünüşteki galibiyet sağcıların, bütün din ve kültürlerinde bulunan imamların imamı MEHDİYET umudunu artırıyor ve bir kişiyle KURTULUŞ inancını daha çok güçlendiriyor.

Oysa “insan” yer küresinde HALİFE-İ ARZ ise.. ahir zamanda geleceği “beklenen” kimse ise..    dunyadaki ısraf ve zulumun ayırdında ise.. bu bozukluk,   ister bilimcilerden gelsin ister dincilerden gelsin.. bu iktisadsızlığa ve adaletsizliğe karşı ve MUHALİF olur.

Böyle halifei arz olamayan insanlar ve İslamlar ise.. çözümü başkalarından beklerler. İsrafın ve zülmün ve haksızlığın kaldırılmasını kendinden başka bir KİŞİNİN sağlayacağını.. gerçekleştirebileceğini sanırlar...
Bu KİŞİ ya vefat etmiş kimseler Ataturk.. Bediuzzaman.. ya da henüz vefat etmemiş diri imamlardan ve canlı mehdilerden ve sair gerçek YOL GÖSTERİCİLER ya da yapay KURTARICILAR olabilir.

Bu ZİHNİYETLE ölü ya da onun varisi ya da temsilcisi    bir KİŞİ olan imam ve mehdinin..   her türlü konuyu aydınlatacabileceği ve bütün sorunları çözebileceği inancı, seks ticaretinden aşağı kalmayan din ticaretini elinde tutan ruhban haham ve papazların HEGOMANYASINI.. dinde uzman var sayılan ve maneviyatta mütehassıs rehber görülen hoca ve mollaların SALTANATINI sürdürür. Oysa evren ya da insan ilimlerde her konunun ve alanın UZMANI olur lakin dinin olmaz. Nebi ya da veli senin ve benim gibi dinin velayet ve risalet yükünü omuzlarını almış bir kuldur. Toplumsallığın doğurduğu örgütsellikten dolayı bizim “risalet” yükümüzün gözcülüğünü ve elçiliğini yapar.. “velayet” yükümüzün sözcülüğünü ve öncülüğünü eder. Bu temscilikten fazla bir yetisi ve yetkisi ve etkisi bulunmaz.
Kültürel hayatımızda ve sosyal yaşantımızda böyle rehber ve ruhbanın temsilcilikten fazla bir otoritesi ve egemenliği sürüyorsa demek ki halife-i arz daha ortaya çıkmamış demektir.. insanlar ve islamlar düşünce ve inançlarını rehber ve ruhbanların aklında ve kitaplarında görüyorlar demektir.
“Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin. Kul innemâ yuhâ illeyye ennemâ ilâhüküm ilâhen vâhid. Fe hel entüm müslîmûn.” Enbiya107-108
Tek bir İlaha teslim olmak.. nebileri ve velileri.. dâhileri ve delileri.. başkanları ve reisleri SULTAN edinmemek demektir. Yeni bir dini saltanat çıkmasın diye KADER risalet ve velayet ipini SON nebi ve RASUL ile düğümledi ve evladları saltanat sürmedi. Saltanat bitirdiler lakin HİLAFET müessesini de ZILLULLAHA çevrdiler. “Sen kılıcımızın ucuyla düzeltiriz yâ Ömer”i anlamadılar.

03 HALİFEİ ARZIN ORTAYA ÇIKMASI

Hilmi Ziya ÜLKEN, geride bıraktığı Varlık ve Oluş kitabında EVREN İLİMLERİ’nde yoğunlaşan batının; irade ve VARLIK medeniyeti ile İNSAN İLİMLERİ’nde yoğunlaşan doğunun; telkin ve YOKLUK medeniyeti arasında bulunduğumuzu söyler. Demek istiyor ki, DOĞUNUN Hind ve Çini ve Türkü ile BATININ İtalyanı ve Fransızı ve İspanyolu iki ayrı kültürün.. tefrit ve ifratının temsilcileridir. Kültürün olmazsa olmaz bileşenleri olan dilin ve dinin ve dünyanın yerler ve çağlar boyunca değişiminin yani yinelenmesi ve yenilenmesinin muhteva ve mahiyetini anlamak MİLLET olgsunun açıklanması demektir. Bu da elbette hemen ve kolay ve hazırca olmayacak…

Orta doğu denilen İSLAM DÜNYASI, bu ikisinin ortasında GARBIN ifratını ve ŞARKIN tefritini ortadan kaldırabilmek için DÜNYA ve hakikat ile hakkı ve AHİRET dengeleyen bir NURA sahib olması ve bununla yaşantı ve davranışına bir düzen ve görüş tutumuna bir ölçü ya da ölçüt getirmesi gerekiyordu.
Orta doğu olan İSLAM DÜNYASI doğuya (Hinduya) yamanmaya kalktı.. batıya (Avrupaya ve Amerikaya) da düşman oldu. Düşmanı da onu ezdi.. Doğu (Çin ve Hind) da akıllandı batıya benzedi.. kuvvet sahibi oldu.. o da islamı ve ortadoğuyu ezmeye çalışacak.. bu durumda islam dünyasının hem bilim ve kuvvet ile dünyayı elde etmesi.. ve fakat batı ve doğu gibi kuvvetle zehirlenmemesi gerekiyordu.
Bu gerçek ve gerekçe Kur’an-ı Müciz-ül-Beyan’ın NUR ayetinde açıklanıyordu. Bu İmamı Nursî’ye aydınlandı.

İşte bu sağ ya da sol değil NURLU sabikun orta yolunu açmaya girişen RNK yani RİSALE NUR KÜLLİYATI.. ve bu yolda giden RNT yani RİSALEİ NUR TALEBELERİ ortaya çıktılar.
Peki onlar bu işi başarabildiler mi ?
İmamı Nursînin 1960 da vefatından sonra Hattı Kur’anı muhafaza edip sünneti seniyeyiy ihya ederek ittihatı islamı temin ettiler mi ?
Etmediler!

İmamı Nursî i imana ilişkin KELAM ilminde yaptığı EMSALSİZ tecdid ile beraber sünneti seniyye ihya.. hattı Kur’anı muhafaza ve İttihadı İslami sağlama yolunda çok çalisti fakat gerekli koşullar ortaya çıkmadığından.. ne yazık ki..   nasib olmadı.
Şimdi salah ile islah olan bir ulus   değil de silah imal eden bir ülke olarak arzı endam ediyoruz. Belki yüz yıldır düşmanlarımızın bizi imha etmeye çalışması bize buna öncelik vermeye zorladı.

Ortadoğu denilen İslam dünyasına dışarıdan saldırılmadan evvel   içeriden türk ve kürt sağı ve solu yani PERİNÇEK ve PKK ve FETO ve RETO çatıştırılması ile içten çökertilmeye çalışılan Türkiye’yi saymazsak ve petrol deposu Arabistanı da istisna edersek 50 yıldır dışarıdan saldırıya uğramayan. biz hariç.. tek bir Ortadoğu devleti yani Osmanlı Bakiyesi kalmadı.

Libya.. mısır.. irak.. suriye.. iran.. saldırıya uğradı.

Saldırma ve savunma doğal ve normal bir savaş ve barış aleti bunun bir hukuku olur ve hukukunda bir yaptırımı bulunur ki bu HUKUKU yaptırımıyla UYGULAMAYI küresel çapta temin edecek bir İslam ülkesi ve ülke topluluğu bulunuyor mu ?
Hayır!

Öyle ise bizim islamiyetimizde bir sıkıntı bulunuyor demektir. Bu da GIDAMIZIN helal ve haramında bir nakise.. GAYEZİMİN emir ve nehyinde.. bir kusur bulunuyor anlamına gelir. Gayemizden başlayalım.

04   MEDRESETÜZZEHRA   GAYESİ

İmamı Nursî GAYE-i hayali olan, “Medresetüzzehra” gibi bir davası ve projesine sahipti.. onun kızıl elma ile işi yoktu.. bir kelle soğanı bir elmaya tercih ederdi.. ancak burada Elhamdülillah diyen yarın orada ELMA yer derdi.. Bu proje; ANADOLUDA din ve fen ilimlerinin birlikte mecz edileceği bir ÜNİVERSİTE açılmasıdır ve yarı ayınların değil tam aydınların okullarının kurulmasıdır.

Mısirda   milattan ONCE 300 de yapılmış   ISKENDERIYE şehrinde ünlü büyük bir   Kütüphane bulunuyordu. Bu külliyenin benzeri yine mısırda milattan SONRA 970 yılında açılan “Camiülezher” medresesi tesis edilmiştir. İmamı Nursî bu üniversitenin kız kardeşi saydığı benzerini   bin sene sonra ülkede devletin din ve fen ilimlerinin okutulacağı bir   ÜNİVERSİTESİ kurulmasını amaçladı ve adına da Camiülezher’in kız kardeşi sayarak “Medretüzzehra” dedi. Zühre Satürn yıldızından Gül çiçeğine kadar yaprak yaprak.. asır asır.. açılan ilim ve irfan yuvaları olan bu okullar.. bu medreseler.. bu üniversiteler.. bu çiçekler uygarlık ağacının çiçekleriydi.. Üstadımızın tüm gayretlerine rağmen kültürümüzün bu ÇOCUĞU Osmanlı devrinde de 1. Dünya savaşı çıktığından dolayı doğmadı.. Cumhuriyet zamanında da sağ ve sol GERÇEĞİNİN bütünlüğünü realize edemediğimizden kurulamadı.

Fakat bunun yerine ILLEGAL dersaneler ve yasadışı medreseler oluştu.. burada tarihi bir süreç içinde   yazıcı (üstadı sani Hüsrev Abici) ve okuyucu (Zübeyr abici) ( ve gazeteci (Yeni Asyacı) ve gülenci (Zamancı) cemaatler olarak ortaya çıktı. 1950 DEMOKRASİ yıllarına gelinceye kadar “Osmanlıca” alfabeyle yazılan ve okunan risaleler.. Demokrat Partiyle ortaya çıkan hürriyet ortamında okulların ve üniversitelerin yaygınlaşmasıyla “Latince” alfabeyle basılmaya başlandı.

Böylece Osmanlıca YAZICI ve Latince OKUYUCU ayırımı belirdi. 1970 den sonra Yeni Asya Gazetesiyle RNT lerinin üçüncü GAZETECİ (cerideci) topluluğu oluştu. Bu yazıcı ve okuyucu ve gazeteci cemaatler   birbirlerine kabullenemediler.. 80’ler de Fethullah Gülen’in yasal YURTLARI ortaya çıktı ve 90 larda aydınlar onun etrafında toplandı.. böylece dördüncü cemaat çıktı.. Bundan sonrası malum.. sosyal ve siyasal katmanı suçlamaktan vaz geçtiğimizde bu kültürel savaş yani cihadi manevi yapan gurupların yekdiğeriyle uğraşmaları yüzden bin yıldır beklenen din ve fen ilimlerinin birlikte verildiği bu YASAL ÜNİVERSİTE tesis edilemedi.. Müslümanlar bilim ve hukuku birleştiren OKULLARINI kuramadi ve yarı aydınları tam münevver hale getirebilecek EKOL maalesef tesis edilemedi.

Bu başarısızlığın ASIL NEDENİ.. partilerin dili ve dini kendilerine paravana ve alet.. ideolojilerin emek ve özgürlüğü kendilerine paratoner ve bayrak yapmasıdır. Ortak insani etnik ve etik ile ekonomik ve politik değerlerini.. insanları etraflarında toplayabilmek için.. alet ve bayrak olarak kullanmasıdır.

Diğer bir neden de yüzlerce belki binlerce yıldır nebiler ve veliler ile deliler ve dâhilerin KÜLTÜR ve UYGARLIK ekseninde bir araya gelememeleridir. Sol görüyü işleten BİLİM ve sağ duyuyu işleyen DİN çatışması yürütmeleridir.

Asıl neden ise insanların Tanrı’yı ve Dünya’yı ve Dil’i ve Din’i yeteri ve gereği kadar anlayamamızdır. Kimimizin cehalet ve kibir fitnesine..   kimimizin de inkar ve riya belasına    kurban gitmemizdir. Dalalet vadilerin AT koşturan ENANİYET için bu da gayet doğal ve normaldir.. insan gayet nakıs ve pekte kusurludur. Bu yüzden bizler parça parça çabuk bozuluruz.. yavaş yavaş düzeliriz.

İmamı Nursî.. Bilim suresi Aliimran ve hukuk suresi Bakara arasında yani Alimran süresinin ilk sayfasında işaret edilen METODOLOJİYİ Münazaratta şöyle ifade ediyordu:

“Hayatımızın bekası imanın ve tesanüdün devamiyledir. Aklın nuru fününü medeniyetir kalbin ziyası ulum diniyedir. Hakikat ikisinin imtizacıyla tezahür eder. İftirak ettikleri vakit birinde hile şüphe diğerinden taassub tevellüd eder. Talebenin himmeti bu iki kanad ile pervaz eder.”
Buradaki uyarı ve mesajın tam tersine RNT (Risalei Nur Talebeleri) DİNİ İLİMLER kategorisinde olan RNK Yani Risale-i Nur Külliyatı SÜREKLİ okuyarak kaynak kitab modundan kurtulamadılar.. böylece bilimden uzaklaşarak dincilik asabiyetlerini artırdılar.
METODOLOJİ AYETİ ŞÖYLE DİYORDU.

Bu Kitap'ı sana indiren O'dur. O'nun bir kısım ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitap'ın anasıdır. Diğer ayetler de muteşabihtir. Böyleyken kalbinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve kendi anlayışlarına uydurmak için muteşabih ayetlere yönelirler. Oysa onun en doğru te'vilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Biz ona iman ettik, bütün ayetler Rabb'imizdendir." derler. Bunu ancak selim akıl sahibi olanlar düşünüp öğüt alır.
Aliimran Suresi yedinci ayet
MUHKEM ayet, sağ duyu ve sol görüyü kilidin anahtarı bağlanması gibi uyumlu ve tartışmaya yol açmayan sözü ve anlamı ve anlatımı ifade eder. MÜTEŞABİH ayetler ise sağ ve sol duyu ve görüyü.. sağ duyuş ve sağcılık.. sol görüş ve solculuk.. haline getirenlerin tartışma konusu yaptığı ayetlerdir.

Böylece SAĞ taraf imana ağırlık verip usülü ihmal ettiler. Karşı SOL tarafta usule ağılık verip imanı ihmal ettiler. Daha kötüsü imanı usul yerine kaim ya da usulü iman yerine daim ettiler.

Böylece FÜNUNU medeniyeti ve ULUMU diniyyeyi mezc edip USULÜ İMANA cem edemediler ve böylece Arzın Hilafetini realize edemediler. Solcular YÖNTEMİ iman haline getirdiler.. buna DİYALEKTİK dediler.. sağcılar İNANCI yöntem yaptılar ve buna TEVHİD adını verdiler. Oysa birlik böyle bilgi ve değer içeriğinin birleştirilmesiyle değil inanç ve yöntem bütünlüğü sağlamakla olurdu. Böylece taraflar birbirlerinin görüş ve düşüncelerine.. inanç ve değerlerine saygı gösterebilirdi.   

Bunu başaramamaları.. bu dualite ve monite bütünlüğünü eninde sonunda ortaya çıkaramayacakları.. parite ve ünite beraberliğini sonsuza dek realize edemeyecekleri anlamanı gelmez. İnşaallah bir gün başaracağız.. ANADOLU etrafında birbirini HAKİR görmeyen ve birbirine TEKFİR etmeyen insanları ve islamları toplayacağız.

Bu RNT bunu geçmişte yapamamaları gelecekte yapamayacağı.. olmayacağı.. olamayacağı.. başaramayacağı anlamına gelmez. Nitekim verilen bir haberde Dünyadaki 500 büyük üniversiteden    13 nün ülkemizden olduğu ve bu sonuçlarla TÜRKİYE’nin dünyada Amerika ve İngiltereden sonra üçüncü ve Asyada birinci olduğu haberi verildi.. ülkenin en iyi iki üniversitesinden birinin Ortadoğu Teknik Üniversitesi diğerinin Koç Üniversitesi olduğu belli olmuş. Çok şükür.. Rabbimiz daha iyilerine de versin. Amin.
       



05 İMAN VE USUL BİRLİKTELİĞİ

Risalenin üstü İMAN, altı USUL’dür. Usül ve yöntem konusu Ayetelkübra Risalesinin girişinde yer alan iki vartadan çare-i necat.. sık sık dillendirilen ramazan hilalinin isbatı.. ehli ihtisas yani   bir konuda uzman olanın olmayana üstünlüğü.. maddiyata dalanın maneviyata yabancılaşması.. bunun tam tersi geçerlidir.. maneviyata dalanın maddiyatta gabileşmesi.. gibi konular RNK altındaki USUL mevzusudur.

Bu konulardan çıkardığım ders: Külli alanlarda İKNA ile cüz’i konularda ISBAT’ı birbirinden ayırt edebilmektir. Bunun için bütünsel ve parçalı alanlara ilişkin   bağlılık (SIDK) ve kuşku (ŞÜBHE) yöntemlerinin birbirine iltibas edilmemesi, bilim ve hukuk.. funun ve din.. kesret ve vahdet metodolojinin karıştırılamamasıdır. Fakat solunu ve sağı olumlu ve olumsuzların açma ve kapamalarının ortaya çıkardığı aydınlık ve karanlığını birbirinden ayırt etmek kolay da değildir. Çünkü günlük dilin düz yazısı buna pek imkan vermez. Zira halkın mantığının ve bilimsel bilginin somut konularının üstündeki bu felsefi ve dini konular soyut konularına içkin ve aşkın alan ve katmanlarını ayırt etmek için yeni bir dil ve yöntem ve teknik gerekiyor ki YBA bu yolda bir çağrıdır.

Yöntem Bilimsel Analiz anlatımıyla olmasa da alana göre yöntemin farklılığını anlamak ve ona göre yakin ve isbatın farklılığını temyizi zihnimizin en âlâsı olabilir lakin şuurumuz bunu ayırt edemeyebilir. Çünkü çok yönlü ve yanlı konuların alanların ve katmanların GDDY (Günlük Dilin Düz Yazısı) ile sunmaya çalışmak zihni şaşırtabilir ve şuuru karıştırılabilir ve bundan dolayı konular ve sorunları aklımız   hemen anlamayabilir.

Nasıl biz bilim yapabilmek için günlük dilden farklı MATEMATİK(aritmetik ve geometri) dilini icad etmişsek.. bu felsefe ve dinin külli ve câmi alanı içinde yeni bir dil icad etmek zorunda olabiliriz.

İmamı Nursî, 1960 larda ortaya çıkan Popper’in yanlışlama ilkesini 1928 lerde ayetülkübra risalesinin başında açıklamasından başka bir çok metodik ilkeler ve yontembilimsel görüşleri dillendirdi. Bu usul konuları gereği ve yeteri kadar imgelenmeye ve irdelenmeye ve incelenmeye çalışılmadı.. bu konuda bir çalışma oluyor mu bilmiyorum. Belki bulunuyordur ancak büyük bir olasılıkla ben erişmemiş olabilir.   

Halbuki usul ESASA mukaddemdir. Bunun için Risaleyi okuyanın farkında olmadan zihnine bu sözünü ettiğim metodun formatını ve yöntemin biçimi atar sonra onun üstüne inançbilimin içeriği olan imani konuları yerleştirir. Böylece onun AKLI kalbinin sesini dinler hale gelir. Lakin din bilimde (teoloji) inançbilim nasıl “uygulama” isterse.. dil bilimde (filoloji) yöntembilim de aynı şekilde “işleme” ister ki bu da tamamıyla ve kemaliyle sağlanamadığından bunun sonuçlarını göremiyoruz.     

“Lâ ibrete lil ihtimali gayrin nâşi an delil” ışığını rehber edinen bu MENTALİTE ile;

1.Daire-i esbabı daire-i itikaddan ayırabilen bir ZİHNİYET..
2.Daire-i rububiyeti daire-i ubudiyeten ayırabilen bir VİRTUALİTE..
3.Vechi risaleti vechi velayetten ayırabilen bir ZİHİN..
4.Ciheti imkanı ciheti vücubdan ayırabilen bir ŞUUR..
5.İmkanın iki yanındaki muhal ve makul ile imanın iki yanındaki selb ve icabı birbirine bağlayabilen bir AKIL..
6.Dünyanın ve ukbanın ve hestin ve terkin
TERKİ’ni yapamayan bir ZİKİR..
7.Aczin ve fakrın ve şükrün ve şevkin TALK’ını yapamayan bir FİKİR..     
8.“Akıl ve nakıl tearuz ettikte akıl esas itibar olunur nakil tevil olunur” diyen bir MUHAKEME
ortaya çıkarılmadı..

Bu yüzden de islamın akıl ve nakil ilişikisi konusunda yerleşmiş ve istikrar kazanmış bu YÖNTEM’in önemi ve değeri tamamiyle ve kemaliyle anlaşılmadı.

Bunun içinde rasyonel olmayan düşünüşler ve bunu realize etmeyen Yukarıda belirtiğin iki ana nedenle bu sıralanan zorluklar din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı üniversite gayesi.. şimdilik.. yarı yolda kalmıştır.

Bununla beraber sadece fen ilimlerinin okunduğu Üniversitelerimiz dünya çapında başarı elde ettiler. Ayrıca sadece din eğitimi verilen imam hatip okullarımız ve İlahiyet Fakültelerimiz bulunuyor. Ancak ne fenni okullarda ne dini okullarda   sağlam ve sağlıklı bir “metodik” temeli için herhangi bir çalışma bulunmuyor. Küresel efendilerin ekonomisine ve politika tasına hizmet edecek beyinler üretiliyor.

Biz risaledeki   İNANÇBİLİMİNİN altında yatan bu YÖNTEMBİLİMİ yaşatmadığımız ve buna bağlı İNSANBİLİMİ canlandıramadık ve İSLAMBİLİMİ dirileştiremedik.. usul ve iman bütünlüğünü tamamiyle ve kemaliyle realize edemedik.. YİRMİNCİ yüz yılı kaçırdık.. bilimi ve kuvveti ve dünyayı ele geçirenlerde bize üç yıldır imanı ve hakkı ve ahireti savunanlara KATLİAM uyguluyorlar.

İmanın altında bulunan usülü açığa çıkaramadığımız ve bu yüzden BİLİM üretemediğimizden.. Kültürün olmazsa olmaz koşulları dilin hikmete ve dinin hukuka intikal ettiğini anlayamadığımızdan.. bilimi ve kuvveti ve dünyayı batıya kaptırdığımızdan.. batı orada üfledikçe doğu burada oynadığımızdan.. sağ oylar da siyasette sürekli iktidar ve kitle partilerinin arabalarını bindiğinden..   dolayı insanlar ve islamlar kendilerini gösteremediler ve   benliklerini gerçekleştiremediler.

İmamı Nursî’nin Eski Said döneminde iki ilkesi bulunuyordu;   biri “hürriyeti şeriyye” yani bu günkü dille söylersem global hakkın özdeşliğini ve lokal hakikatın özgürlüğünü savunan GLOKAL BİREYİ inşa etmek ve diğeri “meşvereti meşrua” yani halkın yasal danışma ve konsensüsünün nabzını tutan DEMOKRATİK TOPLUMU.. bina etmekti..

Şimdi biz bu hürriyet-i şeriyye ve meşvereti meşruaya BİLGİ TOPLUMU ve HUKUK DEVLETİ ülküleri adını veriyoruz. 1990 da resmi bir bildirimizde ULUSAL KALKINMANIN KOŞULLARI: Bilgi toplumu ve Hukuk Devleti.. başlığı ile sunmuştuk. Bu güne kadar bu ikisi bir araya getirilemedi. Kavanini şerait ve Kavaidi şeriat.. yani koşullar ve yasalar ile kurallar ve yasaklar.. Kültürün olmazsa olmaz iki bileşeni olan yeni dilin ve kadim dinin esasadır.

Dil ve din birbirine yok sayamaz.. lakin uygarlık dili fen haline getirebilir amma fen ve bilim, dili ve hikmeti bitirmez .. keza medeniyet dini hukuk haline getirebilir amma hukuk din, dili ve ahlakı bitirmez.. bu sır anlaşılmazsa DİL ve DİN, dindarların ve mason-marksistlerin birbirlerini dışlayan totaliter ve otoriter İDEOLOJİSİ’nin aleti ve bayrağı haline gelir. Her iki yanda bu dışlamanın farkında olamazlar. Bununla beraber bilimin teknoloji ile gereksinimlerimizin daha kolay ve hızlı.. çabuk ve ucuz karşılama işi dili ve hikmeti gereksiz kılmaz. Keza hukukun işi evrensel hak ve hürriyetlerini temin ederek kamusal düzeni ve toplumsal uyumu sağlaması, dini ve ahlaki lüzumsuz.. hale getiremez..

Bir gün dil ve bilim ve hikmet.. din ve hukuk ve ahlak.. birbirine saygı duyacak hale gelecektir.   
Dil ve bilim ile teknik ve hakikat bir KUVVE çizgidir.
Din ve hukuk ile taktik ve hürriyet bir HAKK çizgidir.

Bu iki paralel çizgi ve olgu nazara alınmadığından koşullardan ve kurallardan sağlam ve sağlıklı yasalar ve yasaklara çıkarılmadı.. cihadı manevi yapan islamcılar KÜLTÜREL kuramları oluşturamadılar ve SOSYAL kurumları çalıştıramadılar ve oylarını siyasal İslamcılara kaptırdılar ve   onlarla birlikte küresel yol haritası yapanların, kültürel İslamcıları UYKUYA yatıran ve askeri İslamcıları OYUNA getiren stratejilerine uydular.
Böylece ekonomik ve politik kuvvetlerini ve sonuçta bağımsızlıklarını henüz elde edemeyen orta doğu inim inim inliyor ve bu yüzden KATLİAM ücüncü yılını doldurdu.   Demek ki sadece ibadet etmekle din kemaliyle ortaya çıkamıyormuş. Derin ibadeti hikmet ile besleyip ile geniş ahkamı ahlak ile sulamak gerekiyormuş. Aksi takdirde bilim iktisadı ve hukuk adaleti realize edemiyormuş…

06 DİN İBADETTEN İBARET DEĞİLDİR
İbadet dindendir ve fakat din ibadetten ibaret değildir. Ne yazık ki İmamı Nursî sadece bir medrese hocası ve din alimi gibi görüldü. Kendinden sonraki Talebelerinin tarikatlar gibi AĞABEYLERİNE bağlılıkları ortaya çıktı.. ve bunlardan yayımlayıcılar da çoğaltılan ve bastırılan ve satılan kitaplarıyla dünya din ticaretinin bir parçası oldular.

Evet islamın çekirdeği Kur’an’da ve Kur’an’ın aynası namazda.. ise de sadece sureten kılanan beş vakit namazla.. ramazanın icrasiyle ve mübarek gecelerin ihyasıyla islamiyetin yürürlü ve teslimiyetin geçerli olacağı sanıldı.. sadece inanmakla sadece ahlakla ile dünya ve ahreti ilişkin her türlü sorunun çözüleceği umuldu ve bütün konuların aydınlanacağı sanıldı…

Din sadece itikad ve ibadetten ibaret değildi…
Fatiha-yı Şerife de “iyyakena’büdü” ile birlikte “iyyakenestai’n” dahi bulunuyordu
ve İSTİANEYE de ahkam ve ahlak gerekiyordu.

20.yüzyılda çağdaş İslam bilgeleri Ahmet Kayhan dede ve Ahmed Hulusi, İmamı Nursi gibi dinin Şeriat ve Ahkam ve Hukuk kısımlarına vurgu yapmadılar.. ekonomik ve siyasal islama el atmadılar.. itikad ve ibadet alanındaki sosyal ve kültürel islama yöneldiler.. itikadın imanına ve ibadetin namazına kısaca KÜLTÜREL İSLAM olan manevi cihada davet ettiler.

Ancak bu kültürel gayret ve çabaları da maneviyatın hakikakatını HAKKA ve medeniyetin maddiyatını İSTİKAMETE çevirebildi mi ?
Hakikat ve madde bulunmayınca KUVVET olmadı… Kuvvet bulunmayınca dünya ele geçirilemedi..

İmamı Nursî’nin Sözler Mecmuasında Yirminci söz.. sanki yirminci asra sesleniyor.. nebilerin hem maddeye hem manaya önder olduklarını söylüyordu.. ancak bunun ayrıntılarını vermiyordu.. sadece gelecekte dilin teknolojinin dili   besleyeceğini ve ideolojinin dini destekleyeceğini düşünüyordu.. ancak bu besleme ve destekleme sağlam ve sağlıklı olmadı. Üstad teknolojinin insanı doğaya yabancılaştıracağını ve ideolojinin insanı insandan uzaklaştıracağını söylememişti…

Fakat KADER ülkemizde yirmi birinci yüz yılın başından beri kültürel ya da askeri islama değil SİYASAL İSLAMA yol açtı ve bu da yüz yılın ilk çeyreğinde sonunda da üç KATLİAMI meyve verdi. Çünkü Türkiye gibi İsrail de kuvvetlenmişti. Çıkan katliamla İslamlığın önü kapandı medeniyetin insanı inşası sekteye uğradı. Teslimiyet ile İslamiyetin arası açıldı. İnsaniyet ile islamiyetin bağlantısı görülemedi. İmamı Nursî’nin İnsaniyetin küçük İslamlık.. islamiyetin büyük insanlık olduğu TEZİ anlaşılamadı.

Bu durumda sadece ilim ve irfani edinerek cehalet ve inkardan kurtulunamaz.. yalnızca fikir ve zikir işleterek gaflet izale edilemez.
Bir ömür boyu sadece içindeki Tanrı tanımazlık ile savaşarak Tanrı TANIKLIK sağlanmaz.

Peki nasıl sağlanır TANRI TANIKLIK ?

Tanrı tanimazligin manayi İSMİ gözüyle   
Tanrı tanirligin manayi HARFİ kulağını..
Sadece meyz ederek çarpıştırarak ve ayrıştırarak değil mecz edip barıştırarak ve birleştirerek ?
İşte bu yeni TEVHİD’dir.

Bununla fen ile din muvazenesiyle dünya ve ahiret DENGE’sini kurabiliriz.
Bu yetmez, akıl ve kalb UYUM’uyla toplum ve birey ADAPTASYON’unu kurabiliriz.
Bu yetmez solculuk ve sagcilik arasindaki orta yolla, emek ve muhalefet ile iktidar ve sermaye BARIŞ’ını kurararak yeni bir YARIŞ çıkartırız...
Kısaca orta ve öncü YOLUN sözle değil uygulama ve deneyimle sağlanması gerekir. Ben burada sadece lafını ettim.
Bu dediklerim VAKIA suresinde bahsi geçen ashabi ŞİMAL ve ashabi YEMİN üstündeki SABIKUN mesleğini anlatıyor.




07 SABIKUN ÖNCÜ VE ORTA YOLU

İşte bu NAMAZ’daki RIZA’da ve rızadan çıkan “teslimiyet”in sağlanması ve ZAMAN’daki İLA’da ve   iladan çıkan “İslamiyet”in gerçekleştirilmesi.. kolay bir iş değildir.

Çünkü Tanrı tanırlıktan çıkan   salahat ve taharat   ve bunlarla     elde etmemiz   gereken irazdan inaba ve irabdan evvaba geçiş ile ortaya çıkan Tanrı TANIKLIK öyle hemen çıkmaz ve marifetten hayrete.. muhabbetten mahviyete hemen geçilmez. Şeyh Galib’in dediği ateşten denizde mumdan gemilerle ilerlenemez.   Bu yüzden de öncü ve orta yolcu RNT de başarılı olamadı.

Bununla beraber tarihi seyir.. öncülüğün bir kesişme noktasında ortaya çıktığı ve insanların genel de sağa ya da sola savrulduğu ve ancak yeni bir öncü kesişim ile orta yolda toplandığı gösteriyor.
Batının Aristo ve Descartes ve Kant gibi DAHİ öncüleri.. doğunun İmamı Gazali ve İmamı Rabbani ve İmamı Nursî gibi VELİ orta yolcuları bulunuyor.

Neden orta YOL gerekir ve niçin öncü YÖN istenir ?

İRADESİ kontrolsüz.. menfeatçi ve kurnazın ifrat ya da TELKİN’e açık mukallidin, ezberci tefriti.. ZİHNİ geriletiyor.
Bu nedenle ilimde ve irfanda   rivayetten dirayete; ticarette ve siyasette riayetten riyasete geçememiş AKIL atıl kalıyor.. Yüzde yirmi ehli tahkik ve yüzde seksen mukallid oranı bozuluyor.. ehli tahkik yüz beş bile kalmıyor.

Böylece aklın MÜSTAKİM düşünmesi sağlanamıyor. Beynin SAĞLAM (salih)   ve şuurun SAĞLIKLI (sahih) anlamasını temin edecek zihnî koşullar oluşmuyor. Bu sayılan koşullardan dolayı    BEKLENEN salih ve sahih insanlar ve GÖZLENEN halis islamlar ortaya çıkamıyor.

Bununla beraber aklın fesadının ve bozukluğunun farkına kolay varılmıyor ve kalbin marazı ve çürüklüğü hemen kadr edilmiyor.. edilmeyince de GAYY’a RÜŞD ile engel olunamıyor.

İmam ve İblis
Mehdi ve Tagut
Mesih ve Deccal
Bir tek adam mı dır ?

Ülkemizde Atatürkçü olmak INSAN olmakla aynileştirildi..
RNT olmak İSLAM olmakla özdeşleştirildi..
Dünyanın COĞRAFİ olarak en orta yeri ve KÜLTÜREL olarak en gelişmiş bölgesi ANADOLU böyle olursa doğusunu ve batını.. kuzeyini ve güneyini.. insanların nasıl olacağını var sen düşün..

Unutmamalı ki
insan yaşar   eşitlik ve çeşitlilikle..
insan tanır türsellik ve bireysellikle..
insan bilir tensellik ve tinsellikle..
insan yükselir cinsellik ve dinsellikle..
Bunlarla da İNSAN’ın küçük islamiyeti.. İSLAM’ın büyük insaniyeti.. ortaya çıkar.
Fakat siz acele ediyorsunuz.
ACELE etmezseniz   gelenek ve yenilik işlevleriyle insan türü genişler ve âdem oğlu İNSAN olur. İnsan’da kurtulmayı dilerse İSLAM olur. Ancak siz onu zorla islam yapmaya çalışıyorsunuz.. o da sizi zorla insan yapmaya çalışıyor. Oysa insan ile islam arasında FARK ince bir çizgidir. İMAN ve imtina.. İRFAN ve inkar.. ŞÜKÜR ve küfür. Fakat siz onu doğu ve batı kadar uzak görürsünüz.. gök ve yer kadar ayrı bulursunuz.   

İnsanın bu kompleks ve spesifik ve sofistike durumundan dolayı   Yahudiliğin 400 Hristiyanlığın 200 ve Müslümanlığın 100 mezhebi bulunuyorken bizler dinin bu YORUM’larını ve fennin şu KURAM’larını anlamadik.. bunları dinle ve bilimle karıştırdık.. yaratilisciliğı DİN ve evrimciligi BİLİM zannettik.. İLİMDEN uzak dincilik ve İRFANDAN uzak bilimcilik kapanina kisildik.. buna karşin kendimizi dünyanın en akıllı insanı ve en imanlı islamı sanırıyoruz.

İnsanın mezhebleri ve meslekleri ve meşreblerindeki şimali ve yemini tefriki ya da sol ve sağ yol ayarımı.. asli bir fark değildir.

İmamı Nursî 20 nci SÖZ’de “Ve alleme âdemelesmae küllehâ” “Hazreti Âdem Aleyhisselamın dâva-yı hilafet-i kübrâda mu’cize-i kübrâsı, tâlim-i Esmâdır.” Diyor.. “Her bir kemalin, her bir ilmin, her bir terakkiyatın, her bir fennin bir hakikat-ı âliyesi vardır ki o hakikat bir İsm-i İlâhiye dayanıyor.”..”Ey İnsan! Şu kainattan makasıd-ı a’la, tezahürü Rububiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir ve insanın gaye-i aksâsı o ubudiyete ULUM ve KEMAL ile yetişmektir”diyor

Amma bizim ubudiyetimiz bilim ve iktisad.. hukuk ve adalet.. meyvesini vermiyorsa.. Kur’an’a.. dine.. İslama.. İmamı Nursî’ye.. RNK na yandaş olmak yetmiyor demektir.

Başarılı bir VEKTÖR için; dört olumsuzu engelleyecek ve dört olumluyu sağlayacak faktörler ve aktörlerle başa çıkabilecek sektörler gerekiyordu.

Bunlar Felak ve Nas surelerinde iza ve fi olan gasık kab ve fasık habb ile neffasati ukad ve vesvasilhannas etkisinden kurtulmakla beraber   meraka cesaset.. iştiyaka cesaret ve şefkate hakikat ve şehvete kuvvet gerekiyordu.. benim sadece merakımın cesaseti bulunuyor ve digerleri olmuyordu.. bu yüzden muvaffak olamadım.

Çöken Osmanlının harabesi altında ortaya çıkan TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN etrafa dağılmış Suriye ve İrak ile Mısır ve Arabistanı ve İranı toplayıp Batıya ve Amerikaya.. Rusyaya ve Çine.. karşı yeniden ayağa kaldırma ve sömürüden kurtulma   çabaları yapılıyor.. kolaylıklar dilerim.

Batı, Anadolu’yu BOP’a hazırlıyor olabilir ancak ülkemizin etrafındaki İrandan Yunanistana.. İraktan İsraile.. ülkelerde ve uluslarda bulunan insan olan insanlar.. HOOOP.. nereye götürüyor sunuz ? diye sorması gerekiyor.. bu sadece Anadolu’nun İNSAN gücüyle gerçekleştirilemez. Burada âmâ-de olmuş Müslümanlar ve Siyonistlere angaje olmuş masonlar ve Rusya ve Çin güdümünden olan Marksistler İNSANIN ayağını çelme takarlar.
     
08 BOP’a nasıl HOOOP diyebiliriz

Dünyanın sorunlarına İman ve Kur’an ve İslam ve RNK ile ÇARE arıyorsak.. dünyayı ve kuvveti ve bilimi de göz onunda tutmalıyız.. çünkü dil ve din ile sadece kültür inşa edilir.. Kültür uygarlığı inşa etmiyorsa sağlam ve sağlıklı değildir demektir.. SALİH ve SAHİH bir KÜLTÜR   ile dünyayı ve uygarlığı inşa bilim ve kuvvet ve teknik ile inşa etmedikçe bin senelik uykumuzu sürdürürüz.
Matbaadan sonra… ne telgrafa ne de radyoya ne de televizyona dahlimiz oldu.. gavur icadıdır diye teselli bulduk. Otomobil ve Gemi ve Ucağa gavur diye binmemezlik etmedik. Bilgisayar ve İnternet ve Yapay Zekayı Artık yaşı altmış beşten yukarılar bile kullanıyor.. sırrı mahremimize ele faaş etmek için. Sonuç Hakk bizim dilimizde kaldı Kuvvet ise başkasının eline geldi. Bu durumda HAKK ve BATIL dediğimiz hakikatı.. kuvveti.. hürriyet.. hikmeti.. SİYAH-BEYAZ bir çizgide değil bilimin ve hukukun çizeceği iktisad ve adalet defterinde arayacağız.


Çöküşümüzü filan tağut ve falan deccale bağlamak nasıl yanlışsa kurtuluşumuzu falan Mehdi ve İmama ya da aynı şekilde hatalıdır. Senden başka seni ve dünyayı kurtaracak başka birisini bulamazsın.. eğer sen bu işe girişmezsen.

Sadece Risale-i Nur okuyarak.. oradan imanın maneviyatını ve nurunu edinerek.. kişisel yaşantımızı ve bireysel davranışımızı düzeltebiliriz.
Ancak bu BİREYSELLİK maneviyat ve nur bizi Kelamullaha ve Rasulullaha götüremiyorsa burada bir sıkıntı bulunuyor demektir.

Nedir bu sorun ?

NAMAZDA zikrin ve fikrin Tanrı TANIRLIĞINDA takılıp kalıp ZAMANDA amelin ve emelin Tanrı TANIKLIĞINA geçememek.. asıl sorun burada…

Sorun, Âlemini diri tutup namaz ve zaman düzleminin istikametini düzeltememek.. sıratını canlı kılıp mizan ve nizam dikeyini dikememek…

İşte bu yüzden ya ene’yi yırtıp hüveyi göremiyoruz.. ya da ene’nin nurunu görerek zerrenin narını.. hücrenin seyriyle.. birleştirip zümrenin sırrını.. çözemiyorsak.. Tanrı tanımaz insanın derdini anlayamıyoruz demektir…

Tanri tanimazlikla ilim çizgisi çizmeye kalkan insanin iman noktasındaki durumunu anlamak.. zamanla anlaşılacak bir şeydir.. namazla değil...
Eger “öncü” ve “orta yolcu”su isen

solun ZAMANını da anlarsin..
sağın NAMAZını da anlarsin.

Eğer orta yolda değilsek   MİZAN’ın nizamı tecdid ve NİZAM’ın mizanı tekrir ettiğini de düşünmez.. bu eş zamanlı ve karşılıklı tanzim ve tevzin ile kültür ve uygarlık tekerinin döndüğünü anlamaz.. bundan dolayı ÂLEMİMİZİ diriltmez ve canladırmaz isek.. ölü Yahudilik ve Hristiyanlık ve Müslümanlık DÜNYALARININ   böyle birbirine düşman edilmesi oyununa geliriz.

09 GEREKSİNİM ve ARAYIŞ
Hayatın gereksinimleriyle uğraşıp şuurun arayıcılığına yönelmeyen.. dünyanın okul ve iş ile evlilik ve emeklilik duraklarında kaybolur. Eşi gidince dünyanın yarısı yıkılır. Kitabı elinden alınınca ahreti yıkılır. Oysa arayışı olan gereksinimin bir araç olduğun anlar.. lisanın “nasıl”ının asılını anlar.. dinin “niye”sını kavrar.. kainatın nereden geldiğini arar ve   insanın nereye gittiğini bulur.

Varlık tabakalarına bakarsak HAYATIN altında ÖLÜ cemad ve CANSIZ gıdayı buluruz.. ŞUURUN üstünde de DİRİ imanı ve CANLI gayeyi okuruz. Hayat gereksinime bakar.. şuur arayışı görür.. eğer hidayeti bulunuyor ve istikameti arıyor ise.. bu arayışta teorik bir kalemin yazdığında değil partik bir amelin açtığındadır.
Biz burada sadece gereksinim ve arayış farkını görmeyi ve göstermeyi deniyoruz.

İmanın oluyor amma gayen bulunmuyorsa..
gayen oluyor amma amelin bulunmuyorsa..

bu naktin oluyor fakat gıdan bulunmuyor
gıdan oluyor fakat vaktin bulunmuyor..

gibidir.

Gıdan ve Naktin ve vaktin ÖNEMLİ
ve sıhhatın ve salahın ve gayen DEĞERLİDİR.
Gecici “önem”li ve kalıcı “değer”li olanı bir araya getiremezsen iki yakanı da bir araya getiremezsin.
Sanırım senin bu saydıklarımdan hepsi bulunuyor da GAYEN bulunmuyor.

Dediğim gibi okul ve iş ile evlilik ve emeklilik sadece bu geçici hayatta gereksinim duraklarıdır.

Amacın bulunmuyorsa İMAN sadece senin YE'SE düşmeni engeller amma ileri götürmez.

Dünya sadece “gıda ve nakit ve vakit ve sıhhat”te takılı kalır ve salatta ve salahta daha ileri gidemez.

Dünyan ileri gidemeyince sen yerinde sayarsın..
yerinde sayarkende bir süre sonra geriye gidersin…

İmamı Nursi “Gaye-i Hayal olmazsa zihin enelere dönüşür” der ve bu tehlikeye işaret eder.

Gayeler aynı zamanda SEVGİLİLERİ ortaya çıkarır.

İki tür SEVGİLİ olur.. birincisi göz göze geldiğin sevgili.. bu eşindir ve bununla ÇOCUK meyveleri alırsın.. ikinci tür sevgili aynı amacı paylaştığımız eş ve dost ve arkadaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz başarılarımızdır.
Birincisi elinde bulunuyorsa şanslısın..
fakat ikincisini de elde edersek.. şansımızı ikiye katlarız.

Bu son “gereksinim ve arayış” başlığında
SORUN KÜRESEL ise ÇÖZÜM BİREYSELDİR
sloganı ile BİREY’i el aldım.
Benim muhatabım örgütlü dinlere ve teşkilatlı ideolojilere angaje ve âmâde olmuş kişiler değil HALİFE-İ ARZ olmaya aday her hangi bir insan ve islam bireyidir.
Bu yüzden
Üstadım ve hidayette vesilem Sevgili İmamı Nursî’nin
Nefsim ve kalbim çatışması tezini.. tutmuyorum. Nefsimin ve ruhumun barışmasını arıyorum.
Felsefe Şakirdleri ve Kur’an tilmizlerini çarpıştırarak..
Milleti küfriye ve Milleti İslamiye çatışmasını benimsemiyorum.. insanlar ve islamlarla birlikte bir BARIŞ dünyası kuralabileceğine inanıyorum.
İşte bu YENİ TEVHİD’dir.

Saygılarımla
Sağlıcakla kalınız
0Z0
Yontembilim.com
12.10.2026 üçyol 08:13

10 7 KAT
VECHİ risalet EMR velayet VECHİ
(Sagir) Kesret MAHLUK Kıllet (Kebir)
(Resmî) Cenabı Vahidiyet MALİK Ehadiyet Cenabı (Sivil)
DAİRE-İ ESBAB ve DAİRE-İ İTİKAD
(Zaruri) CİHETİ Vucub MELİK İmkan cİHETİ (İhtimali)
(İcab) Talk MEMUR terk (Selb)
DAİREİ rububiyet HALK ubudiyet DAİREİ


Duanızı, eleştirinizi ve sorunuzu beklerim.

ORTAK DİL VE ORTAK DİN


Akıl ortak İSE müştürek dil ve dini oluşturur..
bu teori ve pratik dahi bilimi ve hukuku inşa eder..

Ancak bu us'un uz ile birleşik bir hali olan GÖNÜL.. öteye bakan.. inceliğe inen.. mündemiç ve içkin ve özel GÜZELLİĞİN göze göründüğü zarif bir aynadır.. amma hem zarf hem de mazruf olan bir mir'at.. Bu gönül tebareke de yani mülk suresinde

"Hüvellezi enşee küm ve ceale essem'e ve el-ebsare ve el-efide kalilen ma teşkürun"

ayeti ile ifade edilen FUAD..


faide.. fayda.. fiat..
yani yararı gösteren bir kadr yeteneği..


Şuur akılla fark eder nesnelerin varlığını fakat bu fuad ile kadr eden nesnelerin ve kimselerin yokluğunu ve bu yüzden değer bilir.. kayd eder ve kıymet verir.

Bu yüzden iki gönül birbirinden haber olur sadece..

Per gözün güzeli nasıl ayrı ise.. her gönülün güzelliği fark ve kadr etmesi nasıl farklı ise.. uzlaşma ve vicdan ile KALB.. oylama ve mizan ile AKIL bizim pratik ve teorik iki halimizdir.

Akıl dediğimiz BÖLEN akıl ile işi seçeneklere ayırdıktan sonra kalb dediğimiz SEÇEN akıl ile bunlardan birini seçeriz.. işte bu ortak akıl değil ayrık akıldır.. bu yüzden tutulan renkler ve beğenilen zevkler ayrıdır.

OSMANZİYA


06.10.20219 YEDİ SENE ÖNCEKİ YAZI..
Amma bu bu tablo RNK-RNT vesilesi ile paylaşımını yaptığım yazı vesilesiyle on beş TABLO'dan sonra oluşmuş HABLO'dur.07.10.2026 01:16
Bazıları ÖLÜM’den hiç söz etmiyor.. bazıları ise durmadan ÖLÜM’den söz ediyor.
Fakat bu ikisinin arasında ortak olan bir de OLUM bulunuyor.
Hem olumdan önce ölüm olması.. ölümden sonra olum olacağını remz ediyor
Doğumun olumu ile ölümün Düğümünü nazara alırsak olum ve ölüm arasında atılan tohumu buluruz DÜĞÜN gününde.. o sensin..
Sonuçta öğrendik ki;
İNSAN olmadan islam olunmaz.
İnsan İSLAM olmadan kurtulmaz.
Bunun için bizde bu ikisini TEVHİD etmeye çalışıyoruz.
[ X 0 Z 0 Y ]

RİSALE-İ NUR OKU ANLA YAŞA
Gurubuna gönderildi 10.10.2026 01:28
Duanızı, eleştirinizi ve sorunuzu beklerim.










-------------
usul esasa mukaddemdir



Cevaplar:
Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 05-Ekim-2026 Saat 12:56






Risalei Nur Kulliyati hususuda ve Risalei Nur Talebeleri hakkinda ve sonuçta ve dolayisiyla Dini Mubini Islamiyet ve Muslumanlara dair bu ELEŞTIRIMIN eleştirisinin yapilmasi insani CIDDI bir konuda düşunmesi ve konuşmasi demek olur ki bu iş kolay degildir.

Nitekim benim bunu yapmam 74 yilıma mal oldu desemde siz onu 75 × 3 = 375 yil görun çunku ömrümun ve gunumun tamamini parayla.. kadinla.. makamla harcamadan.. Rabbimin verdigi imkanla.. firsatla.. ömurle ve süreyle

YBA ile..
insanbilimle..
islambilimle

ugraştim.


Nitekim aşagidaki tabloda 76 temel kavramla INSANI inşa edip ISLAMI bina edecek malzeme hazirladim.

Bu 40.ci hafta içinde derece derece artirarak 8 ila 10 tablo ile oluşan bu son HABLO siber uzaya yuklenerek gelecegin bir geçmisine emanet edilmiştir.

Siz kim olursaniz olun.. genç ya da yaşli.. okumuş ya da okumamiş.. YBA yansimasi ve ansimasi olan analitik duzlemi oğrenebilir ve zaten zihninizde bulunan bu YNA yani demek.. öyle ise.. o halde.. SO.. lâ ve illâ aynasini kullanabilir ve yüzlerce hablolardan yarar ve hatta çikar sağlayabilirsiniz.

Ancak bunun için çağimizin getirdigi abartili bilgi sağanagindan ve aşiri sevgi selinden ve dunya savaşlari firtinasindan ilginizi ve aşkinizi ve ışkinizi koruyabilir ve alaka ve merak ve iştahinizi diri ve canli tutabiliirseniz. Inşallah buna da cesaret edebilirseniz.

Aksi halde bu dine ve risaleye dair 40 sayfalik GDDY ve 76 kelimelik bu hablo sizin için anlaşilmaz bir anlatımin anlami olarak kalacaktir.

İşte bu ANLAMA eyleminiz sizi.. ilim için ta Siirte gitmis Erzurumlu Ibrahim Hakkinin

"Anlarasam
uzagim yakinimdir.. anlamazsam
yakinim
uzagimdir."
sözunu dogrulatacaktir.

Bu bakimda bu yazi ve hablodan anlaşilan konu ve kavramlarin ELEŞTIRISI ve anlaşilmayan kelime ve cumlerin SORUSU ile beni onurlandirisaniz sevinirim.

Saygilarimla.

0Z0 yontembilim.com
05.10.2026 uçyol 09:53

-------------
usul esasa mukaddemdir


Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 05-Ekim-2026 Saat 12:57



Risalei Nur Kulliyati hususuda ve Risalei Nur Talebeleri hakkinda ve sonuçta ve dolayisiyla Dini Mubini Islamiyet ve Muslumanlara dair bu ELEŞTIRIMIN eleştirisinin yapilmasi insani CIDDI bir konuda düşunmesi ve konuşmasi demek olur ki bu iş kolay degildir.

Nitekim benim bunu yapmam 74 yilıma mal oldu desemde siz onu 75 × 3 = 375 yil görun çunku ömrümun ve gunumun tamamini parayla.. kadinla.. makamla harcamadan.. Rabbimin verdigi imkanla.. firsatla.. ömurle ve süreyle

YBA ile..
insanbilimle..
islambilimle

ugraştim.


Nitekim aşagidaki tabloda 76 temel kavramla INSANI inşa edip ISLAMI bina edecek malzeme hazirladim.

Bu 40.ci hafta içinde derece derece artirarak 8 ila 10 tablo ile oluşan bu son HABLO siber uzaya yuklenerek gelecegin bir geçmisine emanet edilmiştir.

Siz kim olursaniz olun.. genç ya da yaşli.. okumuş ya da okumamiş.. YBA yansimasi ve ansimasi olan analitik duzlemi oğrenebilir ve zaten zihninizde bulunan bu YNA yani demek.. öyle ise.. o halde.. SO.. lâ ve illâ aynasini kullanabilir ve yüzlerce hablolardan yarar ve hatta çikar sağlayabilirsiniz.

Ancak bunun için çağimizin getirdigi abartili bilgi sağanagindan ve aşiri sevgi selinden ve dunya savaşlari firtinasindan ilginizi ve aşkinizi ve ışkinizi koruyabilir ve alaka ve merak ve iştahinizi diri ve canli tutabiliirseniz. Inşallah buna da cesaret edebilirseniz.

Aksi halde bu dine ve risaleye dair 40 sayfalik GDDY ve 76 kelimelik bu hablo sizin için anlaşilmaz bir anlatımin anlami olarak kalacaktir.

İşte bu ANLAMA eyleminiz sizi.. ilim için ta Siirte gitmis Erzurumlu Ibrahim Hakkinin

"Anlarasam
uzagim yakinimdir.. anlamazsam
yakinim
uzagimdir."
sözunu dogrulatacaktir.

Bu bakimda bu yazi ve hablodan anlaşilan konu ve kavramlarin ELEŞTIRISI ve anlaşilmayan kelime ve cumlerin SORUSU ile beni onurlandirisaniz sevinirim.

Saygilarimla.

0Z0 yontembilim.com
05.10.2026 uçyol 09:53

-------------
usul esasa mukaddemdir


Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 07-Ekim-2026 Saat 00:38
ORTAK DİL VE ORTAK DİN


Akıl ortak İSE müştürek dil ve dini oluşturur..
bu teori ve pratik dahi bilimi ve hukuku inşa eder..

Ancak bu us'un uz ile birleşik bir hali olan GÖNÜL.. öteye bakan.. inceliğe inen.. mündemiç ve içkin ve özel GÜZELLİĞİN göze göründüğü zarif bir aynadır.. amma hem zarf hem de mazruf olan bir mir'at.. Bu gönül tebareke de yani mülk suresinde

"Hüvellezi enşee küm ve ceale essem'e ve el-ebsare ve el-efide kalilen ma teşkürun"

ayeti ile ifade edilen FUAD..


faide.. fayda.. fiat..
yani yararı gösteren bir kadr yeteneği..


Şuur akılla fark eder nesnelerin varlığını fakat bu fuad ile kadr eden nesnelerin ve kimselerin yokluğunu ve bu yüzden değer bilir.. kayd eder ve kıymet verir.

Bu yüzden iki gönül birbirinden haber olur sadece..

Per gözün güzeli nasıl ayrı ise.. her gönülün güzelliği fark ve kadr etmesi nasıl farklı ise.. uzlaşma ve vicdan ile KALB.. oylama ve mizan ile AKIL bizim pratik ve teorik iki halimizdir.

Akıl dediğimiz BÖLEN akıl ile işi seçeneklere ayırdıktan sonra kalb dediğimiz SEÇEN akıl ile bunlardan birini seçeriz.. işte bu ortak akıl değil ayrık akıldır.. bu yüzden tutulan renkler ve beğenilen zevkler ayrıdır.

OSMANZİYA


06.10.20219 YEDİ SENE ÖNCEKİ YAZI..
Amma bu bu tablo RNK-RNT vesilesi ile paylaşımını yaptığım yazı vesilesiyle on beş TABLO'dan sonra oluşmuş HABLO'dur.07.10.2026 01:16




Bazıları ÖLÜM’den hiç söz etmiyor.. bazıları ise durmadan ÖLÜM’den söz ediyor.
Fakat bu ikisinin arasında ortak olan bir de OLUM bulunuyor.
Hem olumdan önce ölüm olması.. ölümden sonra olum olacağını remz ediyor
Doğumun olumu ile ölümün Düğümünü nazara alırsak olum ve ölüm arasında atılan tohumu buluruz DÜĞÜN gününde.. o sensin..
Sonuçta öğrendik ki;
İNSAN olmadan islam olunmaz.
İnsan İSLAM olmadan kurtulmaz.
Bunun için bizde bu ikisini TEVHİD etmeye çalışıyoruz.
[ X 0 Z 0 Y ]



-------------
usul esasa mukaddemdir


Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2026 Saat 16:28






https://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=3111
RNK ve RNT

Riselei Nur ve RN talebeleri için 4-6 ekim arası İstanbulda Düzenlenen 13. BEDİUZZAMAN sempozyumu için hazırladığım kırk sayfalık metnin ilkinin revizyonunu yaparak yukardaki linkte yayımlamıştım. Dünden bu güne web sayfamda 6000 tıklama almış görünüyor. Bu metin hem face sayfamda hem de vatsap guruplarımda neşr edilmesine rağmen yazılarımın uçuk ve kaçık karakterinin genel akıbetine uğradı.. vatsaptan değerli bir eleştiri geldi.. yanıtı verdim.. sizin uçuk ve kaçık dediğiniz bu YENİLİK’in eleştirisi   bana ve başkalarını için özgün ve yol gösterici olabilir. Zaten bunun için paylaşım yapılır.
Ben sizden İNSAN olmanızı istemiyorum.. keza İSLAM olmanızı da istemiyorum.. çünkü kendimin ikisini de gerçekleştirdiğini.. insanı sağladığımı ve islamı sağlıklı yaşadığımı düşünmüyorum. Çünkü insanı kurmak kolay değil ve islamı kılmak zordur. Ancak öğrenmek ve böylece deneme ve yanılmaya girişip insanlığımızı değiştirmeye ve İslamlığımızı düzeltmeye başlamak utanmanın alameti ve umutlanmanın belirtisidir. Bunun da yolu dini konuları hafife almamak ve hayatı ciddiye almaktır. Öğrenme konusunda insanın beşinci olmak.. şu müddetli HAYAT imkanında ve miadlı ŞUUR fırsatında   ilim şansını   ve irfan ni’metini kaçırmaktır.

Bu bakımdan web sayfam ziyaret ederek verdiğim linki okuyup eleştiri ve sorularını esirgemezseniz sevinirim.
0Z0
Yontembilim.com
08.10.2026 konak izmir 16:25






-------------
usul esasa mukaddemdir



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03 - http://www.webwizforums.com
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide - http://www.webwizguide.info