cereyanlar
Nereden Yazdırıldığı: YöntemBilim Forumu
Kategori: Genel
Forum Adı: Dünya
Forum Tanımlaması: Genel Paylaşımlarınız
URL: http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=3096
Tarih: 16-Eylül-2026 Saat 15:12 Program Versiyonu: Web Wiz Forums 8.03 - http://www.webwizforums.com
Konu: cereyanlar
Mesajı Yazan: osmanziya
Konu: cereyanlar
Mesaj Tarihi: 10-Eylül-2026 Saat 18:15
ulusal sol ve sağ CEREYANLAR
uluslar arası kapitalist ve sosyalist masonlar ve marksist AKIMLAR
DİL VE DİN İLE EMEK VE ÖZGÜRLÜĞÜ
Partilerini paravana ve ideolojilerine paratoner eden PARALİSTLER
Niyazi aksit hoca
Etrafım Masonlar tarafından kuşatıldı...
Bir Başbakan böyle ağladı.
Cevat Akşit Hoca'nın henüz 17 yaşında iken merhum Başbakan Adnan Menderes'ten duyduğu acı gerçek.
Cevat Akşit Hoca, merhum Başbakan Adnan Menderes ile ilgili çok çarpıcı bir anısını şöyle anlatıyor :
" İmam Hatip okullarının yüksek kısmının açılması ile Türkiye genelinde yoğun bir istek vardı.
İmam Hatip dernekleri birleşerek merhum Menderes'i ziyaret etme kararı almışlar, 17 yaşımda olmama rağmen randevu için benim aracı olmamı istemişlerdi.
Heyetle Ankara'ya gittim, durumu Menderes hükümetinde Grup Başkan Vekili olan amcam Baha Akşit'e iletim. Menderes o sıralar kimse ile görüşmüyordu. İhtilalin ayak sesleri duyulmaya başlamıştı.
Menderes demiş ki ; ' Yahu Baha, kimseyi kabul etmiyorum ama İmam Hatiplilere de hayır diyemem ki. Gece saat 10' da Başbakanlığa değişik kapılardan birer ikişer gelsinler.'
Saat 10' a doğru Başbakanla görüşeceğimiz odaya girdik. Saat 10' da Başbakan geldi. Konya İmam Hatip Lisesi Müdürü Bekir Elam sözcümüzdü. O kalktı üç cümle kurdu. Menderes ' Lütfen oturun beyefendi ' dedi.
Bir başladı konuşmaya.
Türkiye' de ki komünist faaliyetleri, bölücü faaliyetleri, masonik faaliyetleri bir bir anlattı.
Dedi ki;
' Benim müsteşarım Masonların reisi. Beni bu kadar bunalttılar, etrafımı çevrelediler. Ben Müslümanım. Türkiye'nin de ayakta kalmasının teminatı İslâm'dır, imandır.
Eğer biz bugün ayaktaysak, beyaz bir örtülü ninenin kucağında veya aksakallı bir dedenin kucağında büyümüş bir nesil olarak ayaktayız.'
Ama nasıl ağlıyor. Hüngür hüngür ağlıyor.
' İmansız, İslâmsız yaşanmaz. Hayatım pahasına da olsa, İmam Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım. Arkadaşlarım beni desteklemiyor, laikliğe aykırı görüyorlar, yalnızım arkadaşlar ' dedi.
Böyle iki saat konuştu. Ağladı, ağlattı herkesi. Görüşme bitti çıkacağız. Kimseye elini öptürmedi. Ben en son kaldım. Kafaya koydum elini öpeceğim. 17 yaşındayım acı kuvvetim var.
Menderes sportmen bir adamdı. Koca koca elleri vardı. Tam ben öpecekken elini çekmek istedi. Delikanlıyım tuttum çevirdim, elini öptüm. Sırtımı okşadı ; ' Aferin, aferin 'dedi.
Hiç unutamayacağım yanaklarımdan öptü. "
Niyazi AKŞİT Hoca Fetuhullah Gülen'in ölümünden en az yedi yıl önce bir konuşmasında Gülen öldü ve yahudi mezarlığını gömüldü demişti.. biz de Hanımla inanmıştık.. Fakat bu anlatımını uyduracağını sanmıyorum.
Nasyonal kürtler ya da başka kavimler ve sosyalist komünistler ve kapitalist masonlar DİNDARLARLA beraber KÜRESEL AKIMLAR.. bunları ve etkilerini yok sayamayız. ve bunlar her ne kadar birbirlerini ortadan kaldırmaya çalışsalar da bin yıldır başarılı olamadılar.
Bu durumda ne yapacağız ?
Bu hiç düşünmeyen.. çünkü hep inanan kimseler çözüm üretemezler.. kendilerini sürdürmeye çalışmaktan başka.
Öyle ise dünyaya yön veren nebiler ve veliler ile deliler ve dahiler acilen bir araya gelmeleri gerekiyor
Nasıl geleceklerini ben kırk yıldır hazırlıyorum.
Siz akıllılar buna inanmazsınız amma bu böyledir.
Bazıları olunca görür bazıları olmadan görür.
0Z0
Saygılarımla
osmanziya 10.09.2026
Bu harita zihni gösteriyor.
Fakat bu haritayı incelemek size zor gelir.. siz HAZIR açık ve seçik yazılar ve yönergeler SEHİL kolay ve çabuk çareler ANLAŞILIR ucuz ve bol çözümleri istersiniz. Zaten sıkıntı da burada hazır cennet.. hazır ütopya.. hazır saraylar.. gibi kolaylıklar beklemek bizi daha çok zora sokuyor. Onun için ben baştan ZOR ile başladım.
------------- usul esasa mukaddemdir
|
Cevaplar:
Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 10-Eylül-2026 Saat 19:29
Yakup ASLAN yazmış
Hasan ÖZBEN paylaşmış
Yeniden Millî Mücadele Hareketi Üzerine Özet Bir Okuma
Yeniden Millî Mücadele hareketini 1970’li yıllarda tanımıştım. Derneklerimiz karşı karşıyaydı, birçoğuyla tanışıyordu. Kimi zamanlar konuşurduk, ama sadece kendileri konuşurdu. Konuşmaları bitince de beklemeden, konuşmanıza fırsat vermeden giderlerdi. Süreç içerisinde defalarca bunu yaşadık. Belli metinleri ezberliyor ve her defasında onları makineli tüfek gibi otomatiğe bağlayıp işleri bitince gidiyorlardı. İslami kesimden gelen itirazlara, sağcı kesimlerin anlayış bulanıklıklarını eleştirerek cevap veren Aykut Edibali dergisinin 16. sayısında "en ideal propaganda eleştirileri görmeyen tekrardır" anlayışıyla zihniyetini dayatması ve sağcılığı savunuyor olması nasıl bir anlayış içerisinde olduklarının özetiydi. Elbette, olayın perde gerisinden haberdar olmayan kendisini yetiştirmiş seviyeli güzel arkadaşlar da vardı. Şimdi… Son günlerde Melih Gökçek’in siyah gözlüklerle ağzında sakızla, “ülkenin efendileri biziz!” hatırlatmasını yaparcasına ifadeye gitmesi onun Yeniden Milli Mücadele rahlesinden geçmiş olmasını yeniden gündeme getirdi.
Melih Gökçek, Hizbu’t-Tahrir hareketinin düşüncelerinin millileştirilmiş haliyle oluşturulan Yeniden Milli Mücadele rahlesinden geçmiş bir kişilik olarak da anılmaktadır. Bu oluşumun sıradan bir düşünce ekolü olmadığını serüveninden anlayabiliyoruz. Yeniden Millî Mücadele hareketinin öncülerinden, 1942 yılında Afyon Sandıklı’da doğan Aykut Edibali’nin fikirlerinin ilk olgunlaşmasında Afyon Lisesi’nde görev yapan Fransızca öğretmeni Edip Bey çok etkili olmuştu. Lise yıllarında arkadaşları ile birlikte Afyon'da Hizbu’t-Tahrir’in ders halkaları çalışmalarına katılıyordu. İslami mahfillerde şaşırtıcı gündemler açan Hizbu't Tahrir teşkilatının Afyon'da başlattığı bir "halka çalışması"na bazı arkadaşlarıyla giren Aykut Edibali, Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri adlı kitapta "halka çalışması"nın ismi "Kültür Birliği"dir ve en az üç en çok yedi kişi ile gerçekleştirilir. Yeniden Milli Mücadele kültürünü oluşturan metinlerin yazımında bu halka çalışmalarında edindiği broşür, kitap ve görüşlerden oldukça yararlanmış, aynı şekilde İstanbul'da bulunan milliyetçi mukaddesatçı çevrelerle ile irtibata geçmişti. İsmet İnönü’nün genç yaşta emekli ederek ordudan uzaklaştırdığı eski asker Ziya Uygur’un 5–6 yıl verdiği seminer çalışmaları sonunda hareketin oluşması için şartlar hazır hale gelmişti. Onun İslamcı ve milliyetçi fikirlerinden etkilenen gençler “Mücadele Birliği” derneğini kurdu. Bu sebepten dolayı “İhtilaller ve Siyonizm” kitabının yazarı eski asker Ziya Uygur için Aykut Edibali’nin başını çektiği Mücadelecilerin doğrudan fikir babası, akıl hocası denildi.
İlk elde ulusalcılık, batıcılık, laiklik samimi olarak dışlanıyordu, din ile kavmiyetin et ile tırnak gibi olmadığı, ırkçılığın ilk savunucusunun şeytan olduğu vurgulanıyordu; ama yine de Türk milletinin İslam’ın kılıcı olduğu, Osmanlı Devleti’nin İslam devleti olarak üç kıtaya hükmetmesi, mevcut devletin ele geçirilmesi gerektiği gibi düşünceler; ulusal sınırların, ulusal simgelerin ön plana çıkartılması, Türk-İslamcı yazarların tabii müttefikler olarak görülmesi ulusal duyguları okşayan ve canlı tutan eşik aralıklarıydı. Artık "Millet İdeolojisi"nin İslam; "millet" kavramının ümmet olduğuna inandırılan kadrolar, "sağ"ın da Tevhid olduğuna inanabilirlerdi, Zira hareketin fikri lideri şöyle diyordu: "Sol ve sağ ayrımını, sosyal sistemlerin farklılığına değil; insan, kainat, hayat telakkisi ve düşünce metoduna bakarak yapmak gerekir. Bu tespitler kadrolara yaptırılan özel çalışmalarda analiz edilecektir. Ve küfrün tek millet olduğu vurgusu İlmi Sağ sistematiği içinde küfrün solculuk olduğu şeklinde iyice özümlettirilecektir.” Erbakan hocanın her defasında buna benzer bir açıklama ile “Millilikten kastımız şeriatçılıktır” demesinin kaynağı da bu olsa gerek. Aynı şekilde o dönemin ders halkalarında sürekli olarak “ABD’nin ehli kitap ve sağcı, Kuran’a göre Müslümanların da sağcı oldukları” vurgusu yapılıyordu.
1964 senesinde Afyon'da kültür faaliyeti yürüten Aykut Edibali ve Yavuz Arslan Argun'un, Konya'da faaliyet gösteren Necmettin Erişen, İrfan Küçükköy, Mevlit Baltacı, Kemal Yaman, Mevlit Faruk İslamoğlu, Ziya Yürekli, Hasan Elmas ve Mehmet Aydın grubu ile yakın düşüncelere sahip olduklarının anlaşılması üzerine hareketin temelleri atılmıştır. 1967 senesinde harekete "Mücadele Birliği" ismi verilmiş, 4 Ekim 1976 Konya'da Tarihi Karar Mitingi Milli Mücadelecilerin kodlarının ilk olarak görünür olduğu bir miting olarak tarihe geçmişti. Konya'da düzenlenen "Milli Mücadele Mitingi"nde artık "Yaşasın Milli Ordu", "Yaşasın Milli Devlet" diye bağırılmaya başlanarak açıkça ulusal endişeler dillendirilmeye başlanmıştı. Bu noktadan sonra, Osmanlıdaki sürecine uyumlu bir şekilde İslamcılık ile ulusalcılık iç içe geçirilmeye başlanır.
İslamcılıktaki belirsizliğin, tutarsızlığın temelinde bu düşüncelerin büyük etkisi olmuştur. Yeniden Milli Mücadele eğitimi için, ders halkaları başta olmak üzere her imkandan istifade ediliyordu. O dönemde Selçuklulardan kalma Sahip Ata Camii bir nevi illegal teşkilat ve eğitim merkezi gibi kullanılıyordu; ama bu aktiviteyi organize edenlerin önde gelenlerinden ve aynı camii'nin imamı Necmettin Erişen, devrin ünlü Konya Müftüsü Tahir Büyükkörükçü'nün hışmına uğruyor ve "Kadızadeler" yaftasıyla iki-üç defa sürgüne yollanıyordu.
Yeniden Millî Mücadele olarak da anılan Mücadele Birliği, 1960'lı yılların sonlarında İslamcı, anti-komünist ve milliyetçi öğrenciler tarafından başlatılan Hizbu’t-Tahrir radikal düşüncelerinden beslenen aşırı sağcı bir siyasi harekettir. Üyeleri, toplumda "mücadeleci" olarak anılırdı. Yeniden Millî Mücadele Hareketi, Türkiye'deki mevcut düzenin, "Judeo-Grek menşeili kapitalist sistem" olduğu düşüncesiyle kapitalizm, komünizm ve siyonizm'e karşı "İslam düşüncesini" hakim kılma mücadelesini verdiklerini dillendiriyorlardı. Toplumsal sorunların çözümü için, entelektüel bir bakış açısı geliştirmek ile Türk-İslam kültürünün derinliklerine inmenin sorunları çözmede etkili olacağını, bu kültürü oluşturan parametreleri sistematik biçimde inceleyerek sorunlara alemşümul yanıtlar verebilen bir aksiyon kılavuzu geliştirmenin dünyadaki sorunları çözmede de örneklik teşkil edeceğini savunuyorlardı.
Hareketin kurucularından İrfan Küçükköy hareketin kuruluşunu Ellinci Yılımız adıyla yayımlanan yazısında şu şekilde anlatmıştır:
"Bu hareket, Hukuk Fakültesinde okuyan, yirmi iki yaşında iki gencin, Aykut Edibali ve Yavuz Aslan Argun’un, İhsan Ramiz Bayram aracılığıyla, “birlikte mücadele etmeye”, aynı yaşlardaki biz Konyalıların davetiyle, görüşmelerden sonra bizim azimli, içten, umutlu kararımızla başlamıştır. Bunlar, ben İrfan Küçükköy, Mevlit Baltacı, Mustafa Alptekin(aktif olmadı), Kemal Yaman, Mevlit Faruk İslamoğlu, Hasan Elmas, Mehmet Aydın (İlk senelerde ayrıldı) idik. Aynı yıl içinde bize, talebesi Ali Erdoğan aracılığıyla Seyyit Ahsen hoca dahil oldu. Bir sene içinde Konya’dan Necmettin Erişen harekete katıldı ve Adana’yı Konya’ya taşıdı. Gaziantep’te lise öğrencisi iken harekete dahil olan Melih Gökçek, Üniversite’yi kazanmasıyla Ankara’ya geldi, rehberliğe başladı. İstanbul’da Yılmaz Karaoğlu ve başka illerde, başka genç önderler dahil oldular. Böylece hareket başladı."
Yine hareketin kurucularından olan Necmettin Erişen bu dönemi şöyle açıklar:
"Milli Mücadele başlangıç itibarıyla İslam'a gönül vermiş arkadaşlar tarafından kurulmuştur. Bu arkadaşlar hem ibadi, hem fikri, hem siyasi olarak İslam öğretilerine göre yaşamaya azmetmiş arkadaşlardı. İslam'ı anlamak ve anlatmakla kendilerini görevli sayıyorlardı. Komünistlerin hücre, masonların loca faaliyetleri vardı. İslam'ı yozlaştırma amacını güden birçok kulüpler, gizli ve açık faaliyet gösteriyorlardı. Türkiye'de İslam'a düşman devletlerin ajanları faaliyet gösteriyorlardı. Türkiye'de insanların İslam'dan uzaklaşabilmeleri için birçok gayret gösteriliyordu. Bunların önüne çıkabilecek ve onlardan çok daha güçlü olabilecek bir faaliyetin yapılmasının gerekliliğine inanıyorduk. Muhammed küfrün göbeğinde, çok daha azgın olan insanların arasında nasıl çalışmışsa, nasıl başarıya ulaşmışsa biz de başarılı olup, cahiliyeyi yenebilirdik.”
Sancak olarak isimlendirilen şubelerin Anadolu'da yayılması ile hareket ulusal bir nitelik kazanmıştır. Adana, Erzurum, Diyarbakır, Afyon, Çorum, Bursa, Gaziantep, İzmir, Adapazarı, Ankara, Konya, Van gibi illerde sancaklar etkin faaliyet göstermişlerdir. Yeniden Millî Mücadele, dünya tarihi boyunca kainat ve hayatı izaha çalışan çeşitli modeller kurulduğunu ve bu modellerin birbirleriyle doğaları gereği sınırsız ve topyekûn bir çatışma halinde olduğunu ifade etmiştir. Yeniden Millî Mücadele'ye göre İlmî Sağ; milletimizin buhrandan kurtuluş mücadelesinde millî vasıf taşıyan bütün kadrolara ve bu milletin evladı olduğunu hisseden bütün vatanperverlere teorik ve pratik bir rehberlik vazifesi yapmak üzere ortaya koyulmuş bir tezdir.
Ardılı Islahatçı Demokrasi Partisi, Millet Partisi, Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı, Haksöz, Araştırma ve Kültür Vakfı gibi birçok alanda bu kadroların faaliyet gösterdiği ve bir kısmının tamamen Yeniden Milli Mücadele hareketinden koptuğu bilinen bir gerçektir. Ancak ideoloji, geliştirmiş oldukları refleks, milletçilik savunmaları bilinç altından kimi zaman pratiğe de yansımaktan geri durmuyor. İslamcılık, anti-komünizm, Türk milliyetçiliği, anti-emperyalizm ve devletçilik düşüncenin kadim zamanlardan beri süregelen ritüeli olmuştur. Başlangıçtaki slogan(lar): “İman Et, Mücadele Et, Zafer Senindir!” şeklinde özetlenebilir. Mücadele Birliği 1970 sonlarında partileşme aşamasında çeşitli sebeplerle bölünmüştür. Bu bölünmelerin ardından, aralarında hareketin lideri Aykut Edibali'nin de bulunduğu bir grup mücadeleci "Islahatçı Demokrasi Partisi"ni (IDP) kurmuş ve ilerleyen süreçte IDP, üç partinin kendisine dahil olması ile "Millet Partisi" adını almıştır. Necmettin Erbakan’ın ve Alparslan Türkeş’in siyaset sahnesinde olmadığı bir dönemde Yeniden Millî Mücadele Hareketi İslami ve millî duyarlılığın topluma ulaşması noktasında oldukça etkili oldu.
Değişik kitap yayınlarının yanında düşüncelerini topluma anlatabilmek için bir dergi de yayınlıyorlardı. Millî Mücadele Dergisi’ni haftalık siyasi dergi olarak 18 Mart 1980’e kadar 528 sayı yayımlandı. Yeniden Milli Mücadele Mecmuası" 1967’de kurulan "Mücadele Birliği" adlı legal görünümlü bir teşkilatın görevlendirilen mensupları tarafından 3 Şubat 1970 yılında haftalık olarak çıkartılmaya başlandı. Dergi, Milli Mücadele'nin sadece askeri başarı ile sınırlı kaldığı ve milletin fikri, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda yeniden bağımsızlığının ve kurtuluşunun sağlanması vurgusuyla Mücadele Birliği kurucuları tarafından oluşturulan "Yeniden Milli Mücadele Hareketi"nin sözcülüğünü üstlenen bir kadro dergisi olarak bu boşluğu doldurma çabası içerisinde olacağı vurgulanıyordu.
Aykut Edibali tarafından her hafta kaleme alınan başyazılar, güncel ideolojik muhtevası ile gündem oluşturmaya çalışıyordu. Ve bu makaleler kadroların haftalık eğitim programlarında belirleyici bir role sahipti. Ayrıca derginin ilk yılında büyük şehirlerin işlek merkezlerinde de slogan ve vurgulu anlatımlarla adeta gösteriyi andırır bir şekilde dergi tanıtım ekipleri tarafından satışlar yapılıyordu. Sol akımların gündemde olduğu o günlerde yapılan bu tür dergi satışları ilgiyle karşılanıyor, gezici tanıtım ekiplerinin satış yaptığı gezilen il ve ilçelerde yeni ve duyarlı birçok insanla irtibat kuruluyordu. Derginin tirajı, 12 Mart askeri darbesine kadar, caddelerde elden açık tanıtımla satıldığı zamanlarda daha da büyüyordu. Toplam on altı sayfa olan Yeniden Millî Mücadele dergisi, büyük boy olarak hazırlanmış ve ön-arka kapak sayfaları resimli ve renkli olarak basılmıştır. Derginin son dönem tirajı 25.000 civarındaydı.
Bunların yanında hareketin fikri lideri konumundaki Aykut Edibali tarafından kaleme alınan "Buhranlarımız" adıyla bilinen teksir notları Yeniden Millî Mücadele kadrolarına hareketin fikri ve siyasi hedefleri konusunda genel bir çerçeve verirken; yine aynı kişinin daha sonra "Milli Mücadelede Kadroların Vazifeleri" adıyla kitaplaştırdığı bir çalışma ile de kadrolara teşkilatçılığın ilkeleri, düşünce seyri ve toplumla nasıl ilişkiye girileceği öğretiliyordu.
Yeniden Milli Mücadele dergisinin yayımlandığı dönemde, Mehmet Çetin, Cemil Meriç gibi fikir adamlarını ve güçlü kalemleri bünyesinde barındırmayı başarmış ve işlediği ilmî sağ tezi ile Türk siyaset sahnesine katkı sağlayacak yeni politik hat çizmiştir. Yeniden Milli Mücadele dergisinin ilk sayısından 22. sayısına kadar ön arka kapakta tefrika edilen İlmi Sağ adlı incelemeye göre “ideolojilerin özgünlüğü ve inhisarcılığı söz konusudur. Ve tüm sosyal çatışmalar ideolojiler arası çatışmalardan doğduğu, çatışmaların son bulması uzlaşmayı değil, hakim ideolojinin kabul görmesiyle mümkün olacağı. Bir asırdan beri de Avrupa menşeli nizam, aksiyon ve anlayış şekilleriyle İslam birleştirilmeye zorlanmıştır.” deniliyordu… Türkiye'nin 1946'da başlayan demokratikleşme sürecinde Müslüman kesimlere bulaştırılan sağcılık; devletçi, Türkçü, muhafazakar, milliyetçi-mukaddesatçı bir kimliği oluştururken, tüm bu yaklaşımları aşan bir söylemle kavram zorlanıyor ve sağcılık saf, arı, muhkem kullanımıyla İslam olarak topluma sunuluyordu. 1960'lı yıllar Türkiye'sinde Müslümanların gündemini belirlemeye başlayan tevhidi uyanış "küfrün tek millet" olduğunu, asıl çatışmanın kafirlerle Müslümanlar veya tevhit ile şirk arasında olduğunu söylerken; Hizbu't-Tahrir hareketinin "İslam Nizamı", "Mefhumlar", "Tefekkür" gibi kitaplarından adeta iktibas edilen tespitlerle çatısı oluşturulan İlmi Sağ'da inanç ve ideolojiler mana itibariyle tevhit ve şirk ekseni etrafında iki temel kutupta ayrıştırılırken; lafız olarak kapitalistlerin, komünistlerin veya faşistlerin sıfatı sol, Müslümanların sıfatı sağcılık olarak belirlenmeye çalışılıyordu. Millet ideolojisi yanında bir de "Milli Devlet" vurgusu tutturulmuştu. Laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahiplenilmesine, İslam olarak takdim edilen sağcılık anlayışının egemen ve yaygın batıcı sağ anlayışın içine monte edilmesine rağmen; inandırılmış kadrolar ve Yeniden Millî Mücadele dergisinin yazı heyetindeki çoğu insan konumlarını sorgulamak yerine, bu yaklaşımlara İslami çerçeve oluşturmak ve fikri lider Aykut Edibali'nin İslami kimliğine duydukları sonsuz güveni tazelemek çabası içinde oyalanıyorlardı. Zira ilk yıllardaki sorgulama ve tahkik zihniyeti, teşkilat bağı ve disiplini adı altında manipüle edilerek taklitçiliğe, bağlılığa ve söyleneni sorgulamadan kabullenmeye dönüştürülmüştü.
Yeniden Millî Mücadele dergisinin dergisinde yayınlanan "İlmi Sağ", "İnkılap İlmi" gibi temel metinlerin çatısı Hizbu't-Tahrir'in kitaplarındaki tespitlerden yararlanılarak oluşturulduğu halde; daha önce Konya Milliyetçiler Derneği'nce Hizbu't-Tahrir aleyhinde çıkarttırılan bildiri seneler sonra tekrar dergide neşredilip gündeme getirilerek bu İslami teşkilata "Yalnız ve sadece Amerikan düşmanıdır", "Rus dostudur", "Bu alçaklar Türk düşmanıdırlar. Yavuz Sultan Selim ve diğer Müslüman Türk büyüklerine hakaret ederler" şeklinde sert eleştiriler yaparak, karalanmaya çalışılmaktadırlar.
Hizbu't-Tahrir de en az Yeniden Milli Mücadele hareketi kadar ilginç düşüncelere ve geliştirmiş oldukları retoriklere sahiptir. Hizbu't-Tahrir geleneğinden gelen Ercümen Özkan’da görüldüğü gibi, entelektüel bir derinliğe sahip olmakla birlikte, “bizim bildiğimiz mutlak doğrudur” anlayışıyla düşünce asabiyetini, agresifliğini her alanda görmek mümkündür. Oluşumunda, gelişmesinde müphem alanları omuzlayan Hizbu't-Tahrir'in tepkisel bir tavırla ortaya koyduğunu İslam Hilafeti'nin 1923 yılına kadar devam ettiği, Osmanlı sultanlarının İslam halifesi oldukları ve Osmanlı Devleti'nin İslam Devleti olduğu vurgusunu, "Hizb-i Kitleleşme" kitabında açık bir şekilde dilendiriyor ve mücadelelerinin bu eksende sürdüğünü vurguluyorlar.
Yeniden Milli Mücadele dergilerinde ezber bozan düşüncelere yer vermekten de çekinmiyorlar. Çoğu kez bu sadece düşüncede kalmıyor, pratiklerinde de görünür oluyordu. İnkılap İlmi'nde gösterildiği gibi millet ideolojisine düşman ve Türkiye'ye egemen kapitalist ideolojinin iktidar aracı olan devletin istihbarat birimi MİT, "İlmi Sağ" şablonuna ihanet edercesine güncel kullanımıyla sağ ve sol kanat şeklinde ayrıştırılıp, sağ kanadın savunulması yapılmaya başlanıyor. Şöyle deniliyor: "İstihbarat fonksiyonu olmayan bir cemiyet yaşayamaz... Bugün içinde bulunduğumuz vahim durumda bilhassa MİT'in son derece verimli çalışmasına muhtacız. Bu da ancak MİT bünyesine sızabilmiş 'Milli'lik vasfına uymayan ajanların tasfiyesi ile mümkündür."
Artık dergiye kapak olan başlıklarla "Devletimiz Yaşayacak, Düşmanları Kahrolacak"sa mevcut düzen açısından tehlikeli kabul edilen herkes MİT'e ve hatta Özel Harp Dairesi'ne ihbar edilebilir. 15 Temmuz olaylarının ardından İslamcıların oluşturduğu gruplarda buna benzer bir ihbarcılık organizesinin kaynağı da bu anlayış olmalıdır. İşin ilginç noktası yıllar sonra yazılan bazı anılarda gerek Ziya Uygur, gerek Mehmet Emin Alpkan gerekse Kemal Cabioğlu’nun İstihbaratçı ve devlete yakın isimler olarak anılmalarıydı. Kısacası Aykut Edibali ve Milli Mücadele kadrosu işte bu derin isimlerin ilgisi devletin bilgisi dahilinde büyütüldü. Milli Mücadele Örgütü, General Kenan Evren’in öncülüğünde gerçekleşen 1980 darbesi sonrasında, özellikle de ilik ilkelerin terk edilip, siyasi alana sıkışmasıyla zayıflayarak büyük oranda gündemden düştü.
Afyon'da kültür faaliyeti yürüten Aykut Edibali ve Yavuz Arslan Argun'un, Konya'da faaliyet gösteren Necmettin Erişen, İrfan Küçükköy, Mevlit Baltacı, Kemal Yaman, Mevlit Faruk İslamoğlu, Ziya Yürekli, Hasan Elmas ve Mehmet Aydın grubu ile temas etmesiyle hareketin temelleri atılmış, daha sonrasında yeni kadrolar da bu harekete katılmıştı. Bu isimler arasında gazeteci yazar Taha Akyol da vardı. Aykut Edibali’nin öncüsü olduğu bu teşkilat Taha Akyol’un yanı sıra geçmişte Melih Gökçek, Ahmet Taşgetiren, Halil Şıvgın, Ali Müfit Gürtuna, Atilla Yayla, Burhan Özfatura gibi pek çok gencin yetişmesini sağlamıştı.
Aykut Edibali’nin 1960’ların sonunda kurduğu Yeniden Millî Mücadele Hareketi, Türk siyasi ve entelektüel hayatı için adeta bir okul vazifesi görmüştür. Bu harekette yetişen, doktriner ve organizasyonel bir eğitimden geçen pek çok isim, sonraki yıllarda Türkiye’nin siyaset, basın, akademi ve düşünce dünyasında çok önemli yerlere gelmiştir, geliyorlar.
Yeniden Millî Mücadele Hareketi'nden yetişerek kamuoyunda tanınan en bilindik bazı isimler şunlardır:
Siyasette Tanınan İsimler
• Abdullah Gül Ak Parti kurucularından, eski cumhurbaşkanı, siyasetçi.
• Recai Kutan MSP, RP kadrolarından. Eski, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, İmar ve İskân Bakanı siyasetçi.
• Cemil Çiçek: Eski TBMM Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı.
• Melih Gökçek: Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı.
• Ali Müfit Gürtuna: Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.
• Halil Şıvgın: Eski Sağlık Bakanı.
• Burhan Özfatura: Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı.
• Gaffar Yakın: Eski Devlet Bakanı.
• Altan Tan: Eski Diyarbakır Milletvekili ve yazar.
• Ahmet Davutoğlu: Eski başbakan, siyasetçi
Basın, Medya ve Düşünce Dünyasında Tanınan İsimler
• Taha Akyol: Gazeteci, yazar ve hukukçu.
• Ahmet Taşgetiren: Gazeteci, yazar ve Star/Karar gazeteleri köşe yazarı.
• Hüseyin Gülerce: Gazeteci, yazar ve eski Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni.
• Necmettin Turinay: Edebiyat tarihçisi, yazar ve akademisyen.
• Mustafa Ruhi Şirin: Çocuk Vakfı Kurucusu, yazar ve şair.
Akademi ve Fikir Dünyasında Tanınan İsimler
• Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: Anayasa hukukçusu ve akademisyen.
• Prof. Dr. Atilla Yayla: Liberal düşünür, siyaset bilimci ve akademisyen.
• Hamza Türkmen: Yazar, aktivist ve Haksöz dergisi çevresi isimlerinden.
• Ömer Vehbi Hatipoğlu: Eğitimci, yazar ve siyasetçi.
Bu kadrolar, özellikle 1970'li yılların ideolojik kutuplaşma ortamında Aykut Edibali'nin "İlmi Sağ" ve "Millet İdeolojisi" doktrini etrafında sıkı bir eğitim almış, 1980 darbesi sonrasında ise yolları ayrılmıştır. Ayrılan isimlerin büyük kısmı sonraki dönemlerde Anavatan Partisi (ANAP), Refah Partisi (RP) ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) gibi merkez sağ ve muhafazakâr partilerin kurucu veya yönetici kadrolarında yer almıştır.
Sanırım şimdilik bu kadarı yeterli gibi
dedim ki:
Teşekkür ederim.. İmamı Nursi.. Süleyman Tunahan.. Hüseyin Hilmi Işık.. Mehmet AKİF.. Abdulhakim Arvası.. Kadiri ve Nakşi şeyhleri.. Bu arada Necip Fazıl.. Aykut Edipali.. Sezai KARAKOÇ.. Nurettin Topcu Erol Güngör.. ve özellikle Hilmi Ziya ÜLKENgibi değerli entelektüel kişilikler.. ülkemizde DİNDARLIĞIN temsilcileridir.. aynı zaman Osmanlı imparatorluğununda.. bu muhterem zatların hizmetleri süzüle süzüle sağ partiları ortaya çıkarmış ve pek çok kimsenin heder olmasını önlemişlerdir. Rabbimiz hepsinden razi olsun. Amin. osmanziya
------------- usul esasa mukaddemdir
|
Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 10-Eylül-2026 Saat 19:31
Rnk
ŞUALAR Kitabında
İKİNCİ ŞUA
Bu İkinci Şua konusu İmamı Nursî tarafından Eskişehir hapishanesinin son meyvesi Otuz Birinci Lem'a'nın İkinci Şuâı Olarak tanımlanmış. Değerli bir Kardeşimin talebi üzerine konuyu açıklamayı çalıştık fakat daha geniş bir perspekten ele aldık.
Risale-i Nur Külliyatı (RNK) çeşitli Sıracunnur ve Zülfikar , Muhakemat ve Münazarat gibi çeşitli düzenlemelerden sonra sanırım Ustadin Üçüncü Daid döneminde son şeklini aldi ve birbiri içinde külliyat oluştu.
Risalei Nur Külliyati RNK maddi (Lem’a ve Şua) ve manevi (Söz ve Mektub) NUR’lardan ibaret olarak dört MECMUA olarak toplanmıştır.
SÖZLER,
Sözlerin içinde
MEKTUBAT,
Mektubat’ın içinde
LEM’ALAR,
Lem’alar’ın içinde
ŞUALAR bulunur.
Şualar ise 1.ci şua değil 2 şua ile başlar.. 1.cu şua Mecmuanın sonuna yerleştirilmiştir. Şualar kitabı 15 Şuadan ibarettir.
ŞUALAR mecmuası İkinci Şua’nın GAİBANE (tevhid) bahsi ve HAZIRANE 3.şua (münacat) ile başlar. Geriye kalan AYDINLATILACAK
13 tane konunun sonuncu 15.ci Şua yani ELHÜCCETÜZZEHRA
Fatiha-i Şerife ve Tahiyyat-ı mübareke tefsiridir.
Diyecegim.. RNK namazdir.
Risale-i Nur NAMAZ'a dairdir.. SALAT'a ilişkindir.. hep SIRA hakikat etrafinda doner ve İmamı Nursî'nin Marziyatı İlahi ISLAM ve İslamin ilk şarti NAMAZ ve Namazin içindekiKUR'AN'dan başka hıç bir şeyi de yoktur. Kur'an ve Islam ise IMAN olmadan olmaz.
Bunu anlamak isterseniz onun muhteşem yakarisi TAHMIDIYE'ye bakarsaniz Kur'an ve Islam ve İman için Rabbine minnet ve şükrani ifade etmek için SAYILARI konuşturur.
IMAN ise maddi ve manevi NUR'dur.
NUR nedir ?
Manevi ve virtuel nur kelam kıraati ve kalem kitabeti SOZ ve MEKTUB.
Mektub.. Söz'un içindedir.
Maddi ve aktuel nur ziya ışıği ve ilim aydınlıgı LEM'A ve ŞUA.
Şua Lem'a nin içindedir.
Özeti madde mânânin içinde..
RISALE kah namazin hakikatinda bahseder.. imami mubine goturur.. kah hakikati namazdan bahseder kitabı mubine getirir.. kah nizamin mizanini mevzu eder ahseni takvime goturur..kah mizani nizam mevzusunu ahseni amal olan sunneti seniyeye getirir... Neye gotururse gotursun.. neye getirirse getirsin sonuç hep tevhiddir.. vahidiyettir.. ehadiyettir.. 2.sua EHADIYET’i şahsiyet derecesinde örer.. gorebilirsen.. ben daha göremedim.. hala şubhe ve teşbih arasinda saliniyorum.
TEVHİD BAHSİ Sıracunnur kitabında ayrıntılı olarak anlatılmış ve bu ikinci şuada özet olarak verilmiş ve bu konunun nasıl okunacağı da “Bu risalenin kıymetini anlamak istersen, başta bulunan İkinci ve Üçüncü Meyve'yi ve âhirdeki Hâtime'yi ve Hâtime'den iki sahife evvelki Mesele'yi evvelce dikkatle okuduktan sonra tamamını teennî ile mütalâa eyle.” Denilmiş.
RNK esma-i sittesi olan Ferdun Hayyun Kayyım Hakemün Adlün Kuddüs isimlerinin YEDİNCİ si olarak telif edilmiş “ Altı İsm-i Âzamın altı nüktelerinin Allahu Ehad'e dair yedinci nükte-i âzamıdır.” Denilmiştir.
İnsanlar bir Hoca ve Yazara bağlanarak.. Nurcu.. Süleymancı.. Işıkçı.. Tarikatçı fark etmez.. eserlerini okuduklarında onun HER ŞEYİ BİLİR olarak görürler.. çünkü işlerin böyle bir taklid ve emeklemekle başlaması da gayet normal ve doğaldır. Fakat okuyup.. ogrenip.. düsunup ve anlayip gelisince insan gözünde büyüttüğü hocasinin azimsanmayacak yanlışlarını görur.
Goremiyorsaniz gelişmemiş ona bağli ve bağimli kalmişsiniz demektir. Bir süre sonra Kişi kendini geliştirmezse Hoca’yı Rasulullah ve kitabı Kelamüllah gibi görmeye başlıyor. Her ne kadar içinde bulunan bunu görmese de eğer okuduğun yapıtla bir gelişme yaşadıysan bunu böyle olduğunu bilirsin.
Kainat hakkında batı kültürünün edindiği 300 yıllık YENİ bilgilerden cahiller.. insanın kendi kendine edineceği irfandan yoksunlar.. insan hakkında doğu kültürünün edindiği 3000 yıllık KADİM bilgilerden gafil kimseler.. yani bizim gençliğimizin zamanları olan insanları.. Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte arta kalan bu KALINTILAR içinde bulduk kendimizi.. kadim ve yeni bilgilerden habersiz.
Oysa insanlar MATEMATİK tabanlı FKB kainat ilimleri (Fizik Kimya Bioloji) ve MANTIK tabanlı PSL insan ilimleri (Psikloji, Sosyoloji, Linguistik) ile durmadan yeni bilgiler ediniyorlardı.. edilen bu bilgiler ile düşünceleri değişiyor.. düşüncelerle birlikte yaşantı ve davranışları.. teknolojileri ve ideolojileri.. değerleri ve inançları değişiyordu.. bu da imanı ve ahlakı ve hukuku zayıflatıyor hatta dibe batırıyor GÖRÜNÜYORDU.
Bunun karşısında din ilimleri ise bütün bu değişimlerin yenilemelerin karşısında SANKİ değişmezliği yineliyor ve sürekliliği yeniliyor ve kendini savunuyor gibi GORUNUYORDU.
Bu fen ve din savaşı üç senedir süren KATLİAM ile bilimin, kuvvetin ve dünyanın ve solu ele geçirmeye çalışan KÜRESEL EFENDİLERİN galibiyeti ile sonuçlanmış gibi GÖRÜNÜYOR.
Bu karşit gorunumlerde SAĞDAKİ insanların Yahudilikte.. Hristiyanlıkta.. Müslümanlıkta.. bütün din ve kültürlerinde bulunan GADOT’u beklemek ya da MEHDİ umudu giderek daha çok güçlendiriyor.
Çünkü insan HALİFE-İ ARZ yani beklenen kimse ise dunyadaki ısraf ve zulum.. ARIZA ve bozukluğun.. ister fenden gelsin ister dinden gelsin.. karşı ve MUHALİF olur.
Halifei arz olamayan insanlar ve İslamlarda çözümu yani ısrafın ve zülmün ve haksızlığın kaldırılmasını kendinden değil başkalarından.. Ataturkten.. Bediuzzamandan.. mehdi ve imam KURTARICILARDAN haham ve papazlardan.. hoca ve mollalarda BEKLER.
EVREN İLİMLERİ’nde yoğunlaşan batının irade ve varlık medeniyeti ile İNSAN İLİMLERİ’nde yoğunlaşan ile doğunun telkin ve yokluk medeniyeti arasında bulunan İSLAM DÜNYASI, bu ikisinin ortasında onların ifrat ve tefritini ortadan kaldırabilmek için hem dünya ve hakikatı hem ahret ve hakkı dengeleyen bir yaşantı ve davranışa sahib olması gerekiyordu.
İşte bu orta yolunu açan RİSALE NUR KÜLLİYATI.. imanda yaptığı tecdid ile beraber sünneti seniyye ihya.. hattı Kur’anı muhafaza ve İttihadı İslami sağlama yolunda çok çalisti fakat gerekli koşullar.. ne yazık ki.. nasib olmadı. Şimdi salah değil silah imal eden bir ülke olarak arzı endam ediyoruz. Belki düşmanlarımızın bizi imha etmeye çalışması bize bunu zorladı.
Üstadın gayei hayali olan, bir ülkü ve ideali bulunuyordu.
Mısirda milattan once yapılmış ünlü ISKENDERIYE külliyesinden esinlenerek daha sonraki ihvanı safa kültürünün bir uzantısı olarak milattan sonra 970 yılında Fatımiler tarafından yapılan ve 1961 de din ve fen ilimlerinin beraber okutulduğu Camiülezher’in bin sene sonraki kız kardeşi saydığı LEGAL Medretüzzehra üstadın tüm gayretlerine rağmen Osmanlı da da kuramadı Cumhuriyette de kurulamadi. Anlışılıyor ki İmamı Nursi daha 1920 ‘lerde din ve fen ilimlerinin okutalacağı Medresetüzzehra ile bu girişim başlatmıştı.
Bunun yerine ILLEGAL dersaneler ve medreseler oluştu ve yazıcı ve okuyucu ve gazeteci ve Fetocu cemaatler 1970 e kadar birbiriyle uğraştı ve bin yıldır beklenen din ve fen ilimlerinin birlikte verildiği bu OKULU kuramadilar ve EKOL’u yerleştiremediler. Cami ve tekkelerle birlikte MEKTEPLER birbirinde kopuk üçlü saç ayağı oluşturdu. Ancak bu da gayet normal ve doğaldır. Dil ve din.. fen ve fıkıh.. akıl ve kalb.. dünya ve ahiret.. birbirini değişitirir ve geliştirir. Dünya bu gün buna sağlam ve sağlıklı bir şekilde hazır değilse bunun nedeni daha halife-i Arzın ortaya çıkmamasıdır.
İmamı Nursî.. Bilim suresi Aliimran ve hukuk suresi Bakara arasında yani Alimran süresinin ilk sayfasında işaret edilen METODOLOJİYİ şöyle ifade ediyordu:
Hayatımızın bekası imanın ve tesanüdün devamiyledir. Aklın nuru fününü medeniyetir kalbin ziyası ulum diniyedir. Hakikat ikisinin imtizacıyla tezahür eder. İftirak ettikleri vakit birinde hile şüphe diğerinden taassub tevellüd eder. Talebenin himmeti bu iki kanad ile pervaz eder.. demişti.. fakat Risalei Nur Talebeleri sürekli risale okuyarak ve başka hiçbir kitabı okumayarak böylece taassublarını artırdılar. Talebe aynı zamanda Üniversite de hoca ise ( rahmetli Ahmet Yüksel Özemre) o da Hilmi Ziya ÜLKEN’nin talebesi Dr. Toygar AKMAN ile beşinci boyutun kapağını açığa çıkarır. Bizde bu kapağı açacak ANAHTARI ortaya çıkardık. Anlamayanların anlamadıklarını.. anlamıyorsa.. bilmeyenler bilmediklerini.. bilmiyorlarsa.. anlama ve bilme arasındaki DÜŞÜNME’nin fazla çalışmadığındandır.
Biz bu risalenin üstünde olan İMANBİLİM’inin altında olan YÖNTEMBİLİMİ görmeyerek yüz yili kaçirdik.. Risalenin üstü iman ise altı yöntemdi.. Üstad bu memleket çok Dekart’ lar çıkaracak diyordu.. çıkmadı.. hem İMAN ile meşgul olundu.. usule yüz verilmedi.. oysa usul esasa mukaddemdi. Diğer taraftan siyasette iktidar ve kitle partilerinin arabalarını binmek suretiyle.. kendi partimizi kuramadık ve oylarımızı siyasal İslamcılara kaptırdık.
Ne yazık ki İmamı Nursî sadece bir medrese hocası ve din alimi gibi görüldü. Tarikatlar gibi bağlılıklar ortaya çıktı.. ve yazılan ve bastırılan ve satılan kitaplarla dünya din ticaretinin bir parçası oldu. Beş vakit namazla ve ramazanla ve mübarek gecelerle islamın geçerli ve yürürlü olacağın sanıldı.. sadece inanmakla sadece ahlakla ile her şeyin çözüleceği var sayıldı. Gönüllerde fırsatçıları ve oy ve zaman çalıcıları göremedi
İlim ve irfani edinerek cehalet ve inkardan kurtulmak.. fikir ve zikir gafleti izale etmek.. bir ömür boyu sadece içindeki Tanrı Tanımazlık ile savaşarak sağlanmaz.
TANRI Tanimazligin manayi ismisi ve TANRI tanirligin manayi harfisini fark edip fen ile din arasindaki DENGEYI.. dunya ile ahiret arasindaki UYUMU.. solculuk ve sagcilik arasindaki orta yolu yani ONCULUGU saglaman gerekir. Aksi takdirde VAKIA suresinden bahsi geçin ashabi şimal ve ashabi yemin üstündeki SABIKUN mesleğini anlayamazsın.
Dil ve Din arasında
Fen ve Fıkıh arasında
Akıl ve Kalb arasında
Kadın ve Erkek arasında
Dünya ve ahiret arasında
Karı ve koca arasında
Emek ve sermaye arasında
İktidar ve muhalefet arasında
Ve sonuçta Muhkemat ve Müteşabihat arasında..
Bulunan denge ve uyuma çok dikkat etmek lazım. Ayet elin sıkı olmasında fakat etrafada saçma yoksa kınanacak hale gelirsin diyor.. muktesid âlimlere tanık tutuyor..
İşte namazlarda elde etmemiz gereken bu ÖNCÜ Tanrı Tanıklık ANLAYIŞI oluşmayinca istikametli ONDERLERİMİZ de ortaya çikmadi.
İRADESİ kontrolsuz menfeatçi ve kurnaz ya da TELKİN’e açık mukallid ve ezberci bir ZİHİN yüzünden.. akıl geriler. Böylece rivayetten dirayete ve riayetten riyasete geçememiş atıl bir AKIL dolayısıyla beyin sağlam ve sağlıklı çalışmaz. Böylece aklın düşünmesini çalıştırmayan ve anlamasını işletilmeyen bir BEYİN.. nedeniyle BEKLENEN salih insanlar ve GÖZLENEN halis islamlar ortaya çikamadi.
Ülkemizde Ataturkcu olmak INSANLA.. Nur talebesi olmak İSLAMLA özdeşleştirildi.. dünyanın en orta yeri ve en gelişmiş bölgesi ANADOLU böyle olursa kenarlarını.. doğusunu ve batını.. kuzeyini ve güneyini.. insanların nasıl olacağını sen kendin düşün..
Unutmamalı ki
insan var olur eşitlik ve çeşitlilikle..
insan yaşar türsellik ve bireysellikle..
insan tanır tensellik ve tinsellikle..
bu suretle gelenek ve yenilik işlevleriyle insan türü genişler ve gelişir.
İnsanın bu kompleks ve spesifik ve sofistike durumundan dolayı Yahudiliğin 400 Hristiyanlığın 200 ve Müslümanlığın 100 mezhebi bulunuyorken bizler dinin bu YORUM’larını ve fennin şu KURAM’larını anlamadik.. bunları dinle ve bilimle karıştırdık.. yaratiliscilik ve evrimciligi din ve bilim zannettik.. dincilik ve bilimcilik kapanina kisildik.. buna karşin kendimizi dünyanın en akıllı insanı ve en imanlı islamı zannediyoruz.
Çöken Osmanlının harabesi altında ortaya çıkan TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN etrafa dağılmış Suriye ve İrak ile Mısır ve Arabistan toplayıp Batıya ve Amerikaya.. Rusyaya ve Çine.. ve İRAN’a karşı yeniden kaldırma çabaları yapılıyor.. kolaylıklar dilerim. Batı BOP’a hazırlıyor olabilir ancak Anadolu etrafındaki İrandan Yunanistana.. İraktan İsraile.. insan olan insanlar.. HOP.. nerede gidiyorsunuz diye sorabilirler.
Çöküşümüzü falan veya filan ADAMA bağlamak nasıl yanlışsa kurtuluşumuzu filan ya da filan ADAMA bağlamak aynı şekilde hatalıdır. Senden başka seni ve dünyayı kurtaracak başka birisini bulamazsın.. eğer sen bu işe başlamazsan.
Sadece Risale-i Nur okuyarak.. oradan imanın maneviyatını ve nurunu edinerek.. kişisel yaşantımızı ve bireysel davranışımızı düzeltebiliriz. Ancak bu maneviyat ve nur bizi Kelamullaha ve Rasulullaha götüremiyorsa burada bir sıkıntı bulunuyor demektir.
Nedir bu sorun ?
NAMAZDA okumanın ve zikrin ve fikrin Tanrı TANIRLIĞINDA takılıp kalıp ZAMANDA ilmin ve amelin ve emelin Tanrı TANIKLIĞINA geçememek… âlemini diri tutup namaz ve zaman düzlemini ve istikametini düzeltememek.. sıratta mizan ve nizam dikeyini dikememek.. bu yüzden ya ene’yi yırtıp hüveyi göremiyorsun.. ya da ene’nin nurunu görüp zerrenin narını hücrenin seyriyle birleştirip zümrenin sırrını çözemiyorsun. Bu yüzden tanrı tanımaz insanın derdini anlayamıyorsun…
Tanri tanimazlikla ilim yapmaya kalkan insanin durumunu anlamak.. zamanla anlaşılacak bir şeydir.. namazla değil.. Eger öncu isen solun ZAMANINI da anlarsin.. sagin NAMAZINI da anlarsin. Eğer anlamazsak böyle birbirimize düsman oluruz
Hayatın gereksinimleriyle uğraşıp şuurun arayıcılığına yönelmeyen dünyanın okul ve iş ile evlilik ve emeklilik duraklarında kaybolur. Eşi gidince dünyanın yarısı yıkılır. Kitabı elinden alınınca ahreti yıkılır.
Varlık tabakalarına bakarsan HAYATIN altında cemad ve gıdayı bulursun.. ŞUURUN üstünde imanı ve gayeyi okursun…
İmanın var gayen bulunmuyorsa..
gayen var imanın bulunmuyorsa
bu naktin oluyor gıdan bulunmuyor
gıdan oluyor vaktin bulunmuyor..
gibidir.
Gidan ve Naktin ve vaktin ÖNEMLİ
ve sıhhatın ve salahın ve gayen DEĞERLİDİR.
Gecici önemli ve kalıcı değerli olanı bir araya getiremezsen iki yakanı da bir araya getiremezsin.
Sanırım senin bu saydıklarımdan hepsi bulunuyor da GAYEN bulunmuyor..
dediğim gibi okul ve iş ile evlilik ve emeklilik sadece bu geçici hayatta gereksinimin olan duraklardır.
Amacın bulunmuyorsa İMAN sadece senin YE'SE düşmeni engeller amma ileri götürmez.
Sadece gıda ve nakit ve vakit ile sıhhat ve salahta takılı kalır ve daha ileri gidemezsin.
İleri gidemeyince yerinde sayarsın..
yerinde sayarkende bir süre sonra geriye gidersin..
İmamı Nursi “Gaye-i Hayal olmazsa zihin enelere dönüşür” der ve bu tehlikeye işaret eder.
İki tür SEVGİLİ olur.. birincisi göz göze geldiğin sevgili.. bu eşindir ve bununla ÇOCUK meyveleri verir.. ikinci tür sevgili aynı amacı paylaştığın eş ve dost ve arkadaşlarınla gerçekleştirdiğin başarılarınızdır.
Bence birincisi bulunuyorsa şanslısın.. fakat ikincisini de elde edersen.. şansını ikiye katlarsın.
Saygılarımla
Sağlıcakla kalınız
0Z0
Yontembilim.com
07.08.2026 üçkuyular İzmir 03:30 10:33 12:36 13:38

------------- usul esasa mukaddemdir
|
|