Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Din
 YöntemBilim Forumu | Diğer | Din
Mesaj icon Konu: SIFATLAR Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1143

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: SIFATLAR
    Gönderim Zamanı: 19-Eylül-2018 Saat 07:15


SIFATLAR


KUDSIYET dizini içindeki dosyalar
20180919_071456_KUDSIYET.rar



"Allah" lafza-i Celali bir ismi zatidir. İnsanlar onu genellikle koşulsuz ve kuralsız YARATAN salt bir TANRI olarak bilirler. Yaşama koşullarını O koyar.. tanınca (şuura) kurallarını O atar.. Ancak ne yazık ki dinciler "Ad" olarak ve dinsizler de onu "Güç" olarak tanımlarken O'nu ya insana ya evrene benzetiyorlar.. kuralları ve koşulları gerektiren "AD"lar ve "AR"lar veriyorlar. Diğer taraftan Tanrı, insanların diline ve düşüncesine KİTAB ile inzal ettiği ve tenezzülen konuştuğu için ve RASUL ile irsal ettiği ve salavaten onlarla çağırdığı için Rsl, Vsl, Hsl, Nsl perdelerinden ve gölgelerinden O'na tanırlık ve tanıklık yolunda kültürün dil ve din ayaklarıyla ilerlemektedirler. Bu ilerleyişte de İSİMLER bize ANCAK ve ANCAK yardımcı ve misali ve mecazi olmaktadır.


Örneğin SELAM vucudu ve ademi birlikte ifade eder.. SAMED vucubu ve imtina'yı birlikte ifade eder.. RAHMÂN kudreti ve rahmeti birlikte ifade eder.. RAHÎM ilmi ve iradeyi birlikte ifade eder.. ancak bunları anlamak ve anlatmak için günlük dilin düz yazısının yarım ve yanlı anlamından.. zor ve yavaş anlatımından.. kurtulamadıkları için zorlanmaktadırlar.

Bu yüzden böyle dinciler ve dinsizler orasında bazı sataşmalar oluyor. Oysa samimi ve ciddi dindarlar haml ve hükümlerinde.. arzu ve taleplerinde.. yaşam ilerleyişinde ve tanınç yükselinde SIRAT-I MÜSTAKIM'in orta ve doğru yolunda aşırılık ve abartıdan uzak tanırlık ve tanıklık yolunda ilerlemektedirler..


Peki Tanrı’yı isim ve sıfatlarıyla nasıl tanıyacağız ?


Evet.. “kimse”de bulunan tüm kişisel ve toplumsal özelliklerden önce.. var oluşumuzda olan hazır-hayal ve hatır-vehim'in temel olduğunu saptadım.. yani imgeleme ve irdeleme bizim temel yetilerimiz.. fikir ve zikir ile.. maan ve beyan ile.. mana ve lafız ile.. bizde iki temel ÖZELLİK oluşuyor.. birisi İLİM diğeri İRADE.. işte bunlar TEMEL SIFATLAR.. bu temel sıfatlara dış hassasiyetimizdeki KUDRET tebarüzü var ve iç hissiyatımızdaki RAHMET tezahürü.. yani kimse tek başına ve yalnız başına değil.. nesne de var.. yani kimsenin tut(kaz)ı kadar nesnenin tat'ı (haz) dörtlü bir konfigürasyon oluşuyor.. işte bu ilim ve irade ile kudret ve rahmet temel sıfatları oluşturuyor.


Bu temel sıfatalardan da diğer ad'lar ortaya çıkıyor.. “insan” ESMA “kainat” HÜSNA oluyor ve ikisi birlikte Esma-i nüsnayı ortaya koyuyor.. bunu da dil ile belirliyoruz. Bu yüzden dil, dini tanımlar. Bunun içinde “insan” ve”kainat”a ilişkin bilgilerimiz uygarlık boyunca sürekli genişliyor ve gelişiyor.


İsimlerden sıfatlar konusuna dönersek.. iyi bir isimdir.. iyilik olunca sıfat haline gelir.. güzel bir isimdir, addır.. güzellik olunca sıfat ve özellik olur.. ben bu anlamda özellikleri ve sıfatları söz konusu etmedim.. Yaratan'ın isimleri ve sıfatları söz konusu olduğunda "dil" konusunu aşan bir alan "anlam" olarak ele almak gerekiyor. Ancak bizim "dil" dışında bir alan hakkında konuşurken dilin terimlerinden ve kavramlarından yararlanırız. Yararlanmak zorundayız. Dil deyince işin içine düşünce ve akılda giriyor. Ancak bütün bunlar bize sadece "göstericilik" eder ve bundan öte çıkamayız.. aksi halde insanı maymuna benzettiğimiz gibi bir de bu yolun tersine Tanrı'yı insana benzetmek durumunda kalırız.

Bunun için YBA ile bu konuda bir ön çalışma yaparak bizim sağlam ve sağlıklı sözler, tümceler, bilgiler, düşünceler, buyruklar, yargılar ve kararlar ortaya çıkarmamız.. güvenilir ve inanılır çıkarımlar yapmak gerekiyor. Bunu yapamayan kimseler ilmine ve ameline güvendikleri kimselerin bilgilerine bağlanmak durumunda ve belki de zorunda kalıyorlar.


Sıfatları, diğer isimlerin kendinden çıktığı küllü isimler olarak düşünebiliriz ya da diğer isimlerin kendisine bağlandığı cami isimler olarak tanımlayabiliriz.


Örneğin sıfat-ı subutiye İHLAS SÜRESİNDE belirtilmiştir. Sıfat-ı Rububiye BESMELEDE sayılmıştır. Sıfat-ı Hayatiye Ayetelkürsi’ sıralanmıştır. Keza Haşir Suresinin sonunda sıfat-ı Kemaliye bildirilmiştir. Hadid suresinden başında Dört Külli İsim bildirilmiştir. Böylece YÜZBİR ismin ve BİNBİR ismin kökeni olarak gösterilebilin 28 sıfat-ı Kemaliye ortaya çıkmıştır. Yaratan bu isimlerin anlamlarının gölgesinden tanınan ve tanıklık edilen Tanrı olarak insanların akıl ve kalb kapılarına açılmıştır. Böylece nefsin ve ruhun terbiyesi ve tezkiyesi yolu açılmıştır. Fatiha-i Şerife Ana-Hatırı ile Esrar-ı Şeriatı (Risalet ve Velayet ciheti ile daire-i rububiyeti ve ubudiyeti) yıllardır ilan ve ilam ediyoruz.


Peki biz bu kapılardan ve yollardan nasıl yararlanacağız ?


Biz bir konuda bir hükme (yargıya) varmak için dört bilgi kaynağı kullanırız; önce aklımızı sonra tecrübemizi sonra bilgi birikimimizi işletiriz ve verdiğimiz karar (tümce) hakkında en son dördüncü kaynak olarak Tanrı'nın sözleri olarak başta "en sahih nakil" Kur'an'a baş vurarak kesin kararımızı veririz. Elbette sahih nakil kurallarına uyan Hadis'ler bizim için dini bir başvuru teşkil eder.


Bizim tümcelerimiz olan betimlemeler, indirgemeler, açıklamalar ve yorumlamalar ile Tanrı'nın cümleleri olan AYETLER'in konumu farklıdır. Burada sorun bizim tümcelerimiz ile Tanrı'nın cümleleri mahiyet olarak farklıdır. Tümcelerimiz beşeri, yanılabilir, değiştirilebilir, düzeltilebilir, geliştirilebilir bilgiler ve buyruklar içeren sözlerdir.. oysa Kur'anın tümceleri Allah'ın sözleridir. Ancak her ikisi bizim dil ve düşüncelerimiz ile ifade edilirler.


Bu durum salt ve mutlak Tanrı ile görecel ve izafi olan kullar arasında bir BAĞLINTI kurmak çok zordur. Bu yüzden aklen titiz olan insanlar Tanrı'nin insan ile konuştuğunu kabullenmezler. Deist olurlar, Teist olamazlar. Bir de bunun tersine Tanrı'nın cümlelerini ve ayetlerini pervasız ve korkusuzca çeviren (tercüme eden) ve eviren (tevil eden) insanlar (Teistler) vardır. İşte biz bu ikisine karşı da bir konum almalıyız. Hem Tanrı Kelamını bağlanmalıyız hem Tanrı Kelam’ının yorumlarına hemen inanmamalıyız.


Kendi açıklama ve yorumlamaları ile Tanrı bildirmek istediği bilgileri ve yaptırmak istediği buyrukları birbirine karıştırıp karıştırmadığı hakkında tasası olmayan yazarlar ve hocalar ile zaten böyle bir kaygı duyamayan öğrenciler ve okuyucular arasında tedavülde olan bir DİN vardır..


Ki bu din ve bu kültür yıldır düşünceyi (felsefe ve hikmeti) durdurmuş ve üç yüz yıldır da düşünceye (bilimi ve hukuku) dondurmuştur. Bu günkü BİLİM bakımından güçsüzlüğümüzün ve GÜÇ bakımından bölünmemizin, BİRLİK bakımandan parçalanmamızın ve dağılmışlığımızın, DÜNYA bakımından yoksulluğumuzun ve geri kalmamızın müsebbibi olan bu kültürdür.

Bu kültüren elinde sadece Allah'ın kutsallığı, ahiretin sonsuzluğu, ve en son ve en sahih Allah kelamı ve sözüdür.. bundan başka bin yıldır uygarlığa ve insanlığa neredeyse hiç bir katkıları yoktur. İlk 400 yüz yıl içinde bilim ve uygarlığı olumlu ve önemli katkıları olmuş, Avrupa’yı orta çağ karanlığından kurtarmış, oraya bilimi ve hukuku, hümanizmayı ve hikmeti getirmiş.. böylece insanlığı ve aydınlığı hatırlatmış ancak bundan sonra sadece kılıca ve cesarete ve ganimete dayalı CİHAD adı altında fütühatları olmuştur.. son üç yüz yılda kılıcın gücü kalmayınca bu günlere gelinmiştir.


Çöllerden Anadolu ve İspanya Yeşilliklerine ilerleyen Fütühat Fatihin İstanbulu aldığı zamanda yani kemale erdiği anda zevali başlamış.. güneş aşağı inmeye başlamıştır ki hemen sonra da maalesef Müslümanlar İspanya’dan atılmışlardır. Fetihden bahsedelerde Endülüsten hiç bahsetmezler…

İman ve Kılıç, kuvvet ve cesaret yoluyle elde ettikleri bu yerde ilk üç yüz yıldır 300 yıldır iman ve ahlaka ve mimariye dayalı bir başarı kazanmışlar geçmiş uygarlıkların Anadolu da toplanan birikimini, türkün Kur’ana verdiği yüksekliği ve kürtü çeken islamın yüksekliğini birleştirerek elde ettikleri gücü son 300 yılda da yavaş yavaş çöküşe geçmişlerdir.

Kim bunlar.. türk ve kürt bizim atalarımız.. biz kimiz.. bu geçmişten hiç ders almayan miras yediler.. bu yetmezmiş gibi şimdi türk ve kürt birbirimizi yiyoruz.


Belki dediklerim çoğunun hoşuna gitmemiş olabilir.. ancak dini ibadete ve ahirete hasreden.. sünni ve şii arasın bölünmeyi sürekli taşıyan.. bir yarımlık ve yanlılık ve bundan doğan yanlışlık ile bu güne kadar gelmişiz..


İşte bu noktada bu yarımlık ve yanlılık ve bundan doğan yanlışlık yüzünden yanlı anlatılan KADER ve yarım söylenen TESLİMİYET üzerine bu söylenen dini edebiyatı ve vaazı reddediyorum ve kabul etmiyorum lakin o vaaz içinde bulunan kadere teslimiyeti.. kazaya rızayı.. verilen atayı ve alınacak cezaya reddetmiyorum ve kabul ediyorum.
.

IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk