Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Din
 YöntemBilim Forumu | Diğer | Din
Mesaj icon Konu: mekane Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 5307

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: mekane
    Gönderim Zamanı: 24-Haziran-2026 Saat 16:07
MEKANE yani teknoloji.. malın DAHA bol ve ucuz.. hizmetin DAHA kolay ve hızlı.. sunulması ile ortaya çıkıyor.

ZAMANE yani ideoloji.. dilin dinleştirilmesi ya da dinin dilleştirilmesi ile ortaya çıkıyor.
Her ikisi de insanın rahatlamasına ve keyfine hizmet ediyor, görünüyor. Ancak karşımıza çıkan ise şu oluyor: Mekane ile insan DOĞAYA yabancılaşıyor, Zamane ile insan İNSANDAN uzaklaşıyor. Şimdi bu dediğim insanın bir kulağından girip ötekinden çıkan bir uyarıdır.
Biz burada ZAMAN’ı ele aldık:

Zaman en açik alani gündur. YEVM ve DATE denilen data ve muta ve veridir.
VERILER tarih kayitlar çağ.. yuzyil.. sene ve gün üzerine tutulur.
Elektronik saat ve elektronik hesab makinesi evlenerek bilgisayar denilen çocuklari oldugunda artik kayitlar gercek zamanli olarak işleniyor ve etkileşime giriyorlardi.


Böylece Işik hiziyla calisan kalem ve atomik hacme yerlestirilem kalem de dogdu. 25 yil once bu kalemin zekaya ve kagidin hafizaya donusecegini ongormus once semantik daha sonra yapay zeka denilen MEKANE'yi hissetmiştim ve insanlarin giderek hayvanlaştigi makinelerin giderek insanlastigi gelecekte en buyuk tehlikenin oldugunu ve the matrik filminin de bunun uyarisi oldugunu soylemis ve the matrix serisinin ilk filmi icinde 70 sayfalik yorum yazmistir.


Gerçek zamanlı olarak ışık hızıyla atomik hacme yazılan kayıtlar ayrıntılı programlama ile katlamadan (eksi olursa çıkarma artı olursa toplama olur) başka bir şey bilmeyen aptal bu gün akıllanarak yapay zeka olarak karşımıza çıktı..


Malikiyevmiddin.. nesnelerin ve harflerin ve gunun maliki.. kimselerin ve isimlerin ve dinin meliki olan Allah azze ve celle.. gunune sâhib olamayanin ayni zamanda dinine de hâkim olamayacagina isaret ediyor bu ayet ile.


Bu bakimdan zamani ve gunu tanimanin.. mahiyetini ve neligini bilmenin ve anlamanin.. muhtevesini icerigini dusunmenin ve açiklamanin hakikat bakimimdam önemli ve kuvvet yonunden degerli oldugunu saniyorum.
Yaklaşik beş yildir zamani ve gunu gece ve gunduz.. sabah ve akşam.. izleyerek onu izlenebilecek GUN KARELERINE çevirdim. Ancak bu karelere BAŞKALARININ ilgisin çekilmediği ya da çekilemediği gibi KENDİMİN de bilgisi zamanın akışına giremedi.. Zamanın akışına “girmek” rabıta-yı mevt denilen bir BAĞLANTI ile gerçekleşir.. bu gerçekleşme nasıl sağlanır ya da bu sağlanma nasıl gerçekleşir.. sanki burada bir kelime oyunu ile laga luga yapılıyor sanılır.. ancak işin aslı öyle sanıldığı gibi değil.. sadece şu söylesem yeter; Bir yakınınız öldüğünde onun acısını üç gün hissedersiniz.. açılan metafizik kapı üç gün sürer.. elmevtu hakkun denilir.. yani ölüm öyle bir gerçektir ki ondan daha gerçek bir şey bulunmaz. İşte bu gerçek nasıl sağlanır. Dünyayı sollamamız kolaydır.. üç beş onbeş günlük bir tatil programı yaptığımız sağlığımız ve paramız bulunuyorsa bunu rahatça sağlayabiliriz. Ancak üç günlük yastan sonra döndüğümüz günlük yaşamda “önce başlat sonra bitir başat yasası” gözden ve gönülden çıkararak sonsuza kadar yaşayacakmış gibi hissiyat ve hassasiyetinden kendimizi nasıl çıkarabiliriz. Hem çıkarmak işimize gelmezse bunu nasıl yapabiliriz. Kültür ve uygarlığımız bunu yapabilmenin yoluna ibadet ve namaz ve yoga ve metitasyon gibi çeşitli çareler bulmuş. HUZUR elde etmek için bunu yapmalıyız.. buna ihtiyacımız ve gereksinimimiz bulunuyor. Bu olmasa idi.. dünyanın en büyük ticaretlerinden biri olan seks ticareti kadar cirosu olan din ticareti olmazdı.
Sanırım anlatabilmişimdir gerçeği sağlamanın ya da sağlamaya gerçekleştirmenin ne kadar zor olduğunu.. buna rağmen biz yine bu ZAMAN çizgelgesi ve GÜN kareleri ile bu işi yapabilmeyi deniyoruz.


Bunu yapabilmek için 9.sözü altı ay okuduk.. hanım bıkmasa idi altı sene daha götürebilirdim.. lakin kişinin BU AĞIRLIĞI bir kaldırma kapasitesi oluyor. Zamanı işlemek için zaman dışına çıkmak gerekiyor. Zaman içinde bulunduğunuzda ise eylenecekler bulunuyor. Biz Müslümanlar her gün ard arda beş vakit NAMAZ ve ZAMAN arda ardalığı yaşarız. Bu nasıl olur bir zaman medyasını girersin bir zaman medyasına girersin.. bir zamanı namaza götürürsün.. bir namazı zamanı namaza götürürsün.. peki bunu sen.. evet sen.. nasıl yapıyorsun ? Zaman namaza benzemez namaz zamana benzemez.. amma sen bu benzemezliğin farkında olabiliyor musun ? Senin konuşmaya bir halin mi var ? Olsa sesin çıkardı.. işte bu yüzden ben namazda iken seni duyamıyorum.. sen zamanda iken beni duyamıyorsun.. benimle senin aranda ne kadar mesafe bulunuyor o zaman ? Sonuçta sen ben ben de sen değilim.. bu yüzdende namaz zaman değil zamanda namaz değil..


Maracelbayrenyi yeltekıyan beynehümü berzahün la yebgıyan.


İki okyanus arasında bir perde bulunuyor bu yüzden suları birbirine karışmıyor.



Din ve dünya arasında bulunan DİL perdesini çözemediğimizden.. lisan hal ile lisanı kal arasındaki bale erişemediğimizden sen ve ben birbirimizi anlamıyoruz. Ancak dünyevi ve uhrevi bazı bağlantsılar ve bağıntılarla bir araya gelebiliyoruz.. karı ve koca gibi.. anababa ve evlad gibi.. işçi ve patron gibi.. amir ve memur gibi.. bunun dışında her bir ben KENDİ kozasını ören ve bunu kaplumbağa gibi sırtında taşır. Bu arada bağlantıların sırrını anlayanlar onları bir araya getiren kimlik ve kişilikleri bir araya getirmeyi BAŞARAN başkaları.. başatları.. başkanları.. liderleri.. öncüleri.. önderleri.. gözcüleri.. sözükleri.. çeşitli ebad ve çapta zümreler oluştururlar.


Başkalarının beni sorunu.. felsefenin ve kültürün ve uygarlığın; kötülük sorunu ve fakirlik sorunu.. hastalık sorunu.. yaşlılık sorunu ve ölüm sorunu.. yalnızlık ve kimsesizlik sorunu gibi bir SORUN’dur. Ancak insanlık ve uygarlık ve İslamlıkla bu sorunlarla söylenir ve işlenir ve eylenir.


0Z0
Yontembilim.com
24.06.2026 üçyol izmir 16:05

Düzenleyen osmanziya - 24-Haziran-2026 Saat 16:07
usul esasa mukaddemdir
IP
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 5307

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 24-Haziran-2026 Saat 16:30

HAZERATI HAMS
ŞİİLER Beş Hazreti HANEFİLER
MEHDİ Muhammed, ali, hasan, hüseyin, muhammed bin hanef SÜFYAN

SÜLEYMAN ATES
Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye ve onu takip eden bazı mutasavvıflara göre Allah’ın isim, fiil, sıfat ve tecellîleri sonsuz olduğu gibi bunların mazharları olan kâinat da sonsuzdur. Allah her an zuhûr ve tecellî halinde olduğundan bu zuhûr ve tecellîler tekerrür etmemektedir. Kâinat her an yeni bir tecellî ve yeni bir yaratılış durumundadır. “O her gün bir iştedir” (er-Rahmân 55/29) meâlindeki âyeti, “O her an yeni tecellîlerle ve sürekli olarak zuhur etmektedir” şeklinde yorumlayan mutasavvıflar, bu tecellîleri “hazarâtü’l-hams” adını verdikleri beş genel mertebede (hazret) toplamışlardır. Bu mertebelerin ilkine “gayb-ı mutlak” adı verilir. Bu hazrette Allah mutlak kemâl ve mutlak gayb halinde olup henüz isim ve sıfat dairesine inmediğinden isim, sıfat, tecellî ve taayyün söz konusu değildir. İnsan bilgisinin hiçbir şekilde ulaşamadığı gayb-ı mutlak hazretinde Allah’ın zâtını ancak yine Allah bilir. Bu sebeple gayb-ı mutlak hazretine “hazret-i zât, âlem-i lâ taayyün, amâ-yı mutlak, vücûd-ı mahz, vücûd-ı mutlak, gaybü’l-gayb” da denir. “Gayb-ı izâfî” adı verilen ikinci hazret iki kısma ayrılır. Bu hazretin gayb-ı mutlaka yakın olan kısmına “hazret-i ukūl, hazret-i ervâh, âlem-i ceberût, taayyün-i evvel, akl-ı evvel, hakîkat-ı Muhammediyye, rûh-ı izâfî, âlem-i ahadiyyet, kitâbü’l-mübîn” gibi isimler verilir. Bu mertebe mücerret ruhlar ve akıllar âlemidir. Gayb-ı izâfînin şehâdet âlemine yakın olan kısmı aynı zamanda hazarât-ı hamsın üçüncü hazretidir ki buna “hazret-i misâl, âlem-i vâhidiyyet, taayyün-i sânî, tecellî-yi sânî, sidretü’l-müntehâ, âlem-i emr, âlem-i melekût, âlem-i tafsîl” denir. İlk hazretin mukabili olan dördüncü hazret “şehâdet-i mutlak”tır. Bu hazret “âlem-i mülk, âlem-i his, âlem-i nâsût, âlem-i anâsır, âlem-i felekiyyât” gibi adlarla da anılır. İlk üç mertebe gayb sayıldığından varlık ve kâinatta gayb ve şehâdet olmak üzere başlıca iki âlem bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de, “O gaybı da şehâdeti de bilendir” (er-Ra‘d 13/9; en-Nahl 16/77; el-Cum‘a 62/8) denilmiştir. Mutasavvıflar bu dört hazreti dört denize benzetmişlerdir. Birinci denizin (gayb-ı mutlak) dalgalanmasından ceberût âlemi (gayb-ı izâfî), onun dalgalanmasından melekût âlemi (hazret-i misâl), bu âlemin dalgalanmasından da mülk âlemi (şehâdet-i mutlak) meydana gelmiştir. Beşinci mertebe, ilk dört hazreti kendinde toplayan “hazret-i câmia” mertebesidir. Buna “âlem-i insan” da denir. İnsan önceki bütün âlemleri de içine alır. Nitekim kutsî hadis olduğu rivayet edilen bir sözde (Aclûnî, II, 195) Allah, “Yere göğe sığmadım, ancak mümin kulumun kalbine sığdım” buyurmuştur. Kâinatta bulunan her şeyin insanda bir örneği vardır. Kâinat Allah’ın isim ve sıfatlarının toplamı olduğu gibi kâinatın küçük bir örneği olan insan da Allah’ın isim ve sıfatlarının toplamı olduğundan Hz. Peygamber, “Allah Âdem’i kendi sûretinde yarattı” demiştir (Buhârî, “İstiʾẕân”, 1; Müslim, “Birr”, 115, “Cennet”, 28).
Allah bu hazretlerin her birinde çeşitli şekillerde tecellî eder. Son hazret olan insan, yüksele yüksele bütün hazretlerin kendisine görüneceği bir hale geldiği zaman insân-ı kâmil mertebesine ulaşmış olur. Bu hazretlerden Hakk’a ait olanı halka, halka ait olanı Hakk’a nisbet etmek câiz değildir. Mutasavvıflar hazarât-ı hamse “avâlim-i hamse” de demişler ve bunları a‘yân-ı sâbite, ceberût, melekût, mülk ve insan âlemleri şeklinde sıralamışlardır. Zât-ı ilâhiyyeden başlayan zuhûr ve tecellîler kademe kademe aşağıya doğru indiği için bu hazretlere “tenezzülât-ı hams” adı da verilmiştir. Aşağıda olan âlem kendisinin üstündeki âlemin mazharı ve tecelligâhıdır. Meselâ mülk âlemi melekût âleminin, melekût âlemi ceberût âleminin, ceberût âlemi de a‘yân-ı sâbitenin tecellî mahallidir. Alttaki âlem üstündeki âlemin aynası gibidir. Alt âlemlerde bulunan her şeyin aslı üstteki âlemlerde mevcuttur. Fakat üst âlemlerde bulunan her şey alttaki âlemlere yansımaz. Bazı şeyler beş hazrette de bulunduğu halde bazıları sadece üst hazretlerde bulunur.
Genellikle beş olarak kabul edilen hazretlerin sayısını bazı mutasavvıflar altıya, bazıları da yediye çıkarırlar. Bosnevî, Fuṣûṣü’l-ḥikem şerhinde mutlak gayb, ceberûtî ruhlar, mutlak misal, mukayyed misal, his ve insan olmak üzere altı hazret tesbit etmiştir. Burhânpûrî’nin et-Tuḥfetü’l-mürsele’sinde ise lâ taayyün, taayyün-i evvel, taayyün-i sânî, mücerred ruhlar, misal, şehâdet ve insan şeklinde yedi hazret sıralanmıştır.
Varlık ve yaratılış görüşlerini hazarâtü’l-hams nazariyesiyle açıklayan Muhyiddin İbnü’l-Arabî ve onun yolundan gidenler bu görüşlerini bazı âyet ve hadislere, özellikle esmâ-i hüsnâ anlayışına dayandırmak istemişler (İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, IV, 250-260), bu hususların nakle dayanıp açıklanması çok zor, akılla açıklanması ise imkânsız olduğundan bu bilgileri keşf metoduyla elde ettiklerini söylemişlerdir. İbn Haldûn “ashâb-ı hazarât” dediği İbnü’l-Arabî, İbnü’l-Fârız, İbn Berrecân ve Ahmed b. Ali el-Bûnî gibi mutasavvıfların bu görüşü filozoflardan aldıklarına işaret eder. Kaynağı ne olursa olsun hazarât-ı hams görüşü, özellikle vahdet-i vücûdu benimsemiş olan mutasavvıfların varlık, yaratılış ve vahdet-i vücûd nazariyesini açıklamak için dayandıkları vazgeçilmez bir temel düşünce olmuştur.

BİBLİYOGRAFYA
et-Taʿrîfât, “Ḥażarât-ı ḫams” md.
el-Muʿcemü’ṣ-ṣûfî, s. 323.
Buhârî, “İstiʾẕân”, 1.
Müslim, “Birr”, 115, “Cennet”, 28.
İbnü’l-Arabî, el-Fütûḥât, IV, 250-260, 421.
a.mlf., Fuṣûṣ (Afîfî), s. 84.
Kâşânî, Şerḥu Fuṣûṣi’l-ḥikem, Kahire 1966, s. 166.
a.mlf., Iṣṭılâḥâtü’ṣ-ṣûfiyye, s. 69, 155.
Dâvûd-i Kayserî, Maṭlaʿu ḫuṣûṣi’l-kilem, Haydarâbâd 1299, s. 148.
Saîdüddin Saîd el-Fergānî, Meşâriḳu’d-derârî, Tahran 1398, s. 31-36, 719.
İbnü’l-Hatîb, Ravżatü’t-taʿrîf (nşr. Muhammed el-Kettânî), Beyrut 1970, II, 588-603.
İbn Haldûn, Şifâʾü’s-sâʾil, s. 58-61.
Abdülkerîm el-Cîlî, el-İnsânü’l-kâmil, İstanbul 1300, I, 18.
Burhânpûrî, et-Tuḥfetü’l-mürsele, Süleymaniye Ktp., Hacı Mehmed Efendi, nr. 6465/6.







usul esasa mukaddemdir
IP
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 5307

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 24-Haziran-2026 Saat 17:05

MADDE VE DÜNYA





LOGOS VE DİL








MANA VE DİN

usul esasa mukaddemdir
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk